SARI ORKİDE – BÖLÜM 10

“Çöküşe Çeyrek Kala”

   İki el silah sesinden hemen önce, “Adi bir adamım,” demişti Tarık. Ondan öncesinde de klasik erkek cümleleri kurmuştu. “Seni hak etmiyorum,” “Daha iyilerine layıksın” vesaire…

 Eylül telefonu, “Adi bir adamım,” derken yüzüne kapatıyordu ki duyuvermişti. Tam iki el silah sesi hattın öteki ucundan yankılanmıştı.

 Mehtap onun gözlerindeki dehşeti alelade görmüştü.

 Eylül’ün elindeki telefon yere çarparak parkeyi çizdi. Kız olduğu yerde donup kalmıştı.

“Ne oldu? Eylül?”

 Mehtap onu kollarından tutup sarsıyor ama Eylül’e bir türlü ulaşamıyordu.

 Nihayetinde, “Ona bir şey oldu,” diye geveledi Eylül. “Biri onu vurdu.”

“Ne saçmalıyorsun kızım?”

 Öylece birbirlerine baktılar. Vakit kaybetmeden evden çıkıp, Tarık’ın iş yerine ve sonra evine gittiler.

 O günden sonra Tarık’ı ne gören ne de sesini duyan oldu. Onun son cümleleri Eylül’e vedasıydı.

  Said ve Harun’dan tamamen kurtulduklarını sanıp hayatlarına devam etmişlerdi. Ama sonra Eylül’e vicdanının yükü ağır geldi. Polise gitti ve Harun’un abisinin bir çocuğu öldürdüğünü anlattı.

 17 yaşındaydı Eylül. Polis bile ona inanmadı. 25 yaşındaki, işi gücü olan Harun’a inandı.

 Bu olaylar olduğu sıra Ufuk’la olan arkadaşlığını da bitirdi. Çünkü Harun’un babası mafyaydı ve Eylül, Harun’a hiç aşık olmamıştı. Harun gerçeği öğrendiğinde Ufuk’a zarar verebilirdi. Nasıl bir belanın içinde olduklarını fark ettiği an, hayatından tüm arkadaşlarını çıkardı. Bir Mehtap kaldı, o da zaten onları olaya çeken kişiydi. Yani başta öyle sanıyorlardı. Her şey küçük Şule’nin, Harun’un abisi tarafından öldürülmesiyle başlamıştı.

 Harun, Eylül’ün onları polise ihbarını affettiğini söyleyip, “Bir daha karşıma hiçbir şekilde çıkma,” diyerek çekildi Eylül’ün hayatından.

 Aylar geçti. Eylül düştüğü çukurun dibine daha fazla gömülmekten başka bir şey yapamadı.

 Lisenin okul gazetesindeydi. Kendini tamamen gazeteye verdi. Yeni çıkan Rap sanatçılarıyla ilgili bir haber yapılacaktı. Bu haber Eylül’e verilince, kader karşısına Tarık’ı çıkardı.

 Eylül onunla röportaj yapmak için buluştuğunda rüyasının kabusa döndüğünü sanmıştı. 23 yaşındaki Tarık, 17 yaşındaki Ufuk’a inanılmaz derecede benziyordu. Eylül bir süre bu benzerlik karşısında konuşamayınca, Tarık’ın egosu kendisini beğendiğini sandı. Ama o gün röportaj bitiminde asıl beğenen Tarık olmuştu.

 Sonraki günler de dünya çok küçükmüş gibi davranarak Eylül’ün karşısına çıkıp durdu. En sonunda Mehtap’ın da zorlamasıyla buluştu onla.

 Eylül çok fazla kabus görürdü. Şule’nin ölümü kabuslarını arttırmıştı. Özellikle saat gece 4 oldu mu, yüreği koparılmışçasına uyanıyordu. Arkadaşları bu durumu Tarık’a anlatmış.

 Bir gece kabusundan uyandığında telefonundaki mesajı gördü, “Uyandığında ara, bekliyor olacağım,” yazmıştı Tarık. Anlam veremeden aradı onu ve o gece Mehtap’ın haklı olabileceğini anladı. Ufuk’u unutmasının tek yoluydu Tarık.

 Telefonu açtığında şarkı söyledi ona. Eylül tekrar uykuya dalana kadar da susmadı. Böylece her gece kabusundan çıkabildiğinde onu aradı. Sesi öyle huzurluydu ki, Tarık olmazsa kabuslarının etkisinden bir daha asla kurtulamayacağını anladı.

 Her şey inanılmaz güzel bir hal almıştı. Said ve Harun’dan kurtulmuşlar, Birol ve Ufuk’u unutmuşlardı. Eylül’ün hayatına Tarık, Mehtap’ın hayatına Salih girmişti.

 Bir düğün de görmüştü Salih Mehtap’ı. O kadar güzeldi ki Mehtap, gelin bile sönük kalmıştı yanında. Yemyeşil gözleri salonun öteki ucundaki Salih’in kalbini ısıtmıştı.

 Düğünden sonra tanıdığı herkese yeşil gözlü kızı sormuştu. Günlerce aramış durmuş ve haftaların sonunda telefon numarasını bulmayı başarmıştı. Öyle kibar ve düşünceliydi ki, daha en başta ciddi olduğunu belirtmişti.

 Mehtap onu Birol’dan bile daha çok seveceğine kısa sürede inandı. Kibar, düşünceli, sakin, romantik ve tatlıydı. Hele bir gülümsüyordu ki, Mehtap’ın içi sıcacık oluyordu.

 Dördü iyi bir uyum yakalamıştı. Ufuk ve Birol’un dağıttığı hayatları nihayet toparlanıyordu.

 Ta ki Tarık’ın ortadan yok olduğu o güne dek…

 Tarık bir an da kayboldu ve kısa süreliğine toparlanan hayat yeniden yerle bir oldu. Üstelik bu kez şans bile yanlarında olmayacaktı. Önce iki kız mücadele edecek, sonra onlar bile birbirinden koparılacaklardı. Tarık’ın kayboluşu, olayların sadece başlangıcıydı.

Bir Cevap Yazın