Ramazan’ın son demlerini yaşadığımız şu günlerde klasik bu günlerde ben yazımı yazmazsam olmaz diye düşündüm. Instagram‘ı aktif olarak kullandığımdan (her blog yazarı gibi) ben de blogumu epey ihmal ediyorum. Ne olurdu ben de günlük yazanlar gibi olabilsem. Gerçekten çok özeniyorum blogunu sürekli güncelleyenlere. Ben de azmettim bakalım sürekli güncel tutabilecek miyim?

Bir önceki yazımda da bahsettim, bu Ramazan oldukça yoğun geçti. Yine de 2 kere Sultanahmet’e gidebildik çok şükür. Orada iftar yapmanın tadı bir başka. Envai çeşit yemekle dolu bir sofraya değişmem Sultanahmet iftarlarımızı. Zaten bir hurma ile orucu açtıktan sonra bir bardak su yetiyor da artıyor..

Mis gibi fırından çıkmış ekmek..

Ramazan nasıl geçti anlamadık bari bayramı güzel geçirelim diye son hafta Gönen’e gelmeye karar verdik. Önce Adapazarı’nı bir ziyaret etmemiz gerekti. Eşimin teyzesinin kızı orada oturuyor ve evlendiğimizden beri oraya gitmek istiyorduk. Bu sefer kısmet oldu ve yolumuz oraya düştü. Bir tarafı dağ, bir tarafı tren yolu olan şirin bir yerde oturuyorlar. Minik bir köy ama herkes Rizeli. Yani Rize’nin bir köyü oraya taşınmış gibi.. Adapazarı molamızdan aklımda kalan fırından tazecik çıkmış somun ekmek, asma altında yediğimiz yemekler ve güler yüzlü insanlar oldu..

Adapazarında kaldığımız gün çalıştığım ortam..

1 günlük Adapazarı molamızdan sonra Gönen’e gitmek için düştük yollara. Normalde İstanbul’dan çıkınca, Gebze-topçular-Yalova hattından Bursa oradan da Gönen’e geçerdik. Bu sefer rotamıza Adapazarı eklendiği için ufak bir değişiklikle İznik üzerinden Bursa’ya gitmeye karar verdik. İyi ki de gitmişiz. İznik çok merak ettiğim ama bir türlü gitmek nasip olmayan bir yerdi. Özellikle küçüklüğümden beri Yeşil Camii’yi merak ederdim. Çinileri ile meşhur İznik’e yolumuz düştü düşmesine ama biz Bursa ayırımındaki kaleyi görmeseydi İznik’in içine belki de hiç girmeyecektik.. İznik maceramızı Gezentigiller blogumuzda okuyabilirsiniz… Güzel bir macera oldu gerçekten..

Bayramı beklerken..

Şimdi ise bayramın gelmesini bekliyoruz. Bugün annemle birlikte pazara gittik. Tazecik sebzelerin mis kokuları arasında yaptık pazarımızı. Benim için vazgeçilmez olan mısır aldık :) Kilosu 50 kuruştan mis gibi yaz domatesi aldık. Pembe domatesleri çekerken teyze bana Bundan 1 kilo alacaksın tadına da bakacaksın dedi :) Küçük yerde yaşamak hem güzel hem zor.. İş olanakları kısıtlı olduğundan yaşamak biraz güç. Ama diğer yandan küçük şehirlerde yaşayan insanların daha kaliteli bir yaşamı olduğuna inanıyorum. Ben İstanbul’a evlendiğimde geldim. Daha önceleri biliyor ve seviyordum. Ama içinde yaşamak bambaşka. İstanbul’da geçirdiğim 7 yıla bakarak şunu söyleyebilirim ki, İstanbul dışında yaşamak daha kaliteli ve güzel. İstanbul öyle bir şehir ki, ne onunla ne de onsuz oluyor.. Sevdiğim yönleri çok ama sevmediğim yönleri de fazlalaşmaya başladı.. Neyse onu da bir sonraki yazımda anlatırım artık..

Yeşil Camii

Herkese huzurlu, mutlu bir bayram diliyorum..