Geçen gün günlük gazeteleri okurken dikkatimi bir yazı çekti. Yorum yapmadan yazıyı aktarmak istiyorum.

Hünerli ev hanımı yetişmezse!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hazırladığı 2006 yılı verilerine göre, evli çiftlerin yüzde 42.6’sı, evliliklerinin ilk 5 yılında boşanıyor. Boşanmaların yüzde 4.2’si bir yıl dolmadan olurken, yüzde 38.4’ü ise 1. ile 5. yılları arasında gerçekleşiyor.

Boşanmaların ilk yıllarda bu kadar yüksek olması, gençlerin evlilik ve aile konusunda yeterli bilgi sahibi olmadıklarını, problemleri aşabilmede zayıf kaldıklarını göstermektedir. Evliliğin, ilk yıllarında bazı uyumsuzlukların olması kaçınılmaz bir durumdur. İki farklı ruh ve mizaçtaki insanın bir araya gelmesinin tabii sonucudur bu.
İşte bütün hüner, sanat bu farklılıkları orta bir yerde buluşturabilmektedir. Burada gençlere büyük iş düşmektedir. Özellikle de kadına. Çünkü yuvayı dişi kuş yapar. Eskiden büyük ailelerde, yani annenin ve büyük annenin bulunduğu ailelerde, kızlara bu hüner kazandırılırdı. Kadın, bir sanatkâr gibi aile yuvasını büyük bir hünerle inşa ederdi. Deyim yerinde ise, ev hanımlığı bir meslekti.

Büyük ailelenin dağılmasından ve kadının ev hanımlığı mesleğini bırakıp başka mesleklere yönelmesinden sonra, istenilen manada ev hanımı yetişmez oldu. Bu da, ailede sarsıntı meydana getirdi. Çok kimse bunun farkında değil. Aksine, ailede iyiye doğru gittiğimiz sanılıyor, kızlarımızın gözlerinin ev dışında, sokakta olması bir medeniyet, bir ilerleme hali zannediliyor. Halbuki, bizi çekip çeviren, eğiten, ahlâkımızı düzelten, yaşayışımızı düzenleyen evlerimizdir, ailelerimizdir. Bunda da en büyük pay anneye, evin hanımına düşmektedir. Hünerli ev hanımı yetişmezse, ilk eğitim ocağı olan bu evlerin bir otelden farkı kalmaz.

Yıkıcı olmamalıdır

Cemiyet halinde yaşaması gereken insanların ilk nüvesi evdir, ailedir. Bir ailenin bütün fertleri kendi kazançlarının, kendi istikballerinin peşinde bulunursa elbette diğerlerini düşünemezler. Kendi işine ve ev dışındaki istikbaline bakar.
Bilgili, hamarat, tutumlu, evine bağlı, ev idaresinde sanatkâr ev kadınları birer birer içimizden eksiliyor. Yerlerine yenileri yetişmiyor. Yeterli aile eğitimi almamış okumuş kızlar çok defa bunu kocasına karşı bir silah olarak kullanılıyor. Az bir tazyik karşısında kocadan ayrılıp hayatını kazanmağa kalkışıyor. Zaten evlenmek üzere olan kızlardan, “Yapamazsam, ayrılır işime devam ederim” türü sözleri sık sık işitiyoruz. Kurulan yuvayı ıslaha, o erkeğin huyunu düzeltmeğe, onu ev erkeği etmeğe çalışmak akla gelmiyor. Akla ilk gelen hemen ayrılmak. Nasıl olsa ekonomik bağımsızlığı da var ya.
Bunun için kızlarımızı; aile huzurunu yokluk içinde de olsa, zaman zaman sıkıntılar da olsa yaşatma, kocasını idare edip memnun etme, gibi konularda yetiştirmemiz lazım. Fakat, maalesef, günümüzün genç kızı, düşmandan kaçar gibi ev hayatından kaçıyor, huzuru sokakta arıyor. Halbuki huzurun kaynağı, evdir, ailedir.
Eskiden böyle konuları, ev idaresinde mahir anneler, evin yaşlı nineleri yeri zamanı gelince anlatırlardı. Şimdi bunları anlatan da kalmadı. Şimdikiler, bilerek veya bilmeyerek kızlarına daha işin başında en hızlı şekilde yuva nasıl yıkılır bunu öğretiyorlar. Yapmak zor yıkmak kolay çünkü. Yıkmayı değil, yapmayı başarmamız lazım. Bunun için:
Şartlar ne olursa olsun, evin kadını kocasına saygıda kusur etmemelidir. Eşinin kişiliğini aşağılayıcı sözlerden kaçınmalıdır. “Sen beceriksizsin, ihtiyaçlarımızı karşılayamıyorsun” gibi, suçlayıcı, aşağılayıcı davrnışlardan uzak durulmalıdır. Mevcutla yetinmeyi öğrenmelidir. Kocasının bir hatasını, yanlışını bulunca, “Ben sana dememiş miydim, zamanında beni dinleseydin, bu duruma düşmezdin” gibi sözlerle onu üzmemelidir. Bu tür yüze vurmanın bir faydası olmadığı gibi aksine çok zararı vardır. İnat edip hatada ısrarına sebep olur. Bu da aradaki sevgiyi azaltır. Eşinin geçmişteki hatalarını ikide bir ısıtıp ısıtıp önüne koymamalıdır. Hatasız insan olmaz, kötü hatıraları unutmalı, hiçbir zaman gündeme getirmemelidir.

Son söz önemli
Eşler karşılıklı olarak aileler arasında saygıyı giderecek davranışlara müsaade etmemelidir. Ailelerin hatalarını, senin ailen şöyle, benim ailem böyle diye taraflar birbirlerinin yüzüne vurmamalıdır.
Çokbilmişlikten, iğneli, kinayeli sözlerden uzak durmalıdır. “Senin ne demek istediğini anlıyorum. Ben bir bakışta aklından geçenleri anlarım” türü lüzumsuz, faydasız davranışlardan kaçınılmalıdır. Problemlerde taraflar hiçbir zaman yüzde yüz haklı olamazlar. Oranları farklı da olsa her iki tarafta da hata olabileceği unutulmamalıdır.
Her zaman, karşı tarafı sükunetle, sabırla dinlemeli. Cevabı yumuşak ve tatlı sözlü olmalı, ses tonunu yükseltmekten her zaman kaçınmalıdır. Evin hanımı fikrini söyleyip, son sözü evin erkeğine bırakmalıdır. Son sözün, en doğru, en isabetli olması da gerekmez. Sosyal hayatta, son sözü söyleyecek bir merci olmadığında, kargaşanın, kaosun kaçınılmaz olacağı gerçeği unutulmamalıdır.
Eşler, aralarındaki problemleri kendi imkânları, tecrübeleri ile çözemezlerse, güvenilir, sır sahibi tecrübeli kimselerden yardım istemekten kaçınmamalıdır.

Mehmet Oruç
Bu yazı 10 Temmuz 2007 Salı tarihli Türkiye Gazetesinden alınmıştır.