Bu yazı aslında bir nevi geri dönüp bakış olacak benim için. Ve ileride eğer bir kız çocuğum olursa (erkek de olsa farketmez ya..) ona öğütler içerecek. Tabi biliyorum eğer o bana benzerse bunların hiç birini dikkate almayacak, hayatı kendi yaşayıp deneyimlediği şeylerle tanımaya çalışacak.. Çünkü ben öyleyim..

Öncelikle 28 yılın özetini bile çıkarmak oldukça güç. Gün hesabına vurursak bir hayli ediyor.. Kafamda dolanıp duran bir kaç şey var hayatta öğrendiklerimle ilgili. Yukarıda da dediğim gibi, hayatı kimsenin tecrübeleriyle yaşamayı pek sevmeyen, “o yol dikenli gitme” denilse bile, “ben deneyip göreceğim” diyen biriyim. Buna dik kafalılık mı, inat mı deniyor, ne deniyor bilmem ama huyum bu. İnsan yaşadıkça, yaşı da biraz büyüdükçe anlıyor ki, o yol dikenli denildiğinde gitmemeli.

28 yılda neler öğrendim?

Çok gariptir ki, neler öğrendiğimin yeni yeni farkına varıyorum. Bu sene bir uyanış yaşadım sanki. Daha az kafaya takıyor, daha az üzerinde düşünüyor, biraz daha çabuk karar verebiliyorum. Yok canım, kararsızlığım hala geçmedi tabii..

Mesela; 

– İyi yemek yapabildiğimin farkına vardım. (Ama hala en güzel anneannem yapıyor..)

– Balık sevdiğimi bu sene anladım.

– Bir şeyin üzerinde düşündükçe ve üzüldükçe elde edilemeyeceğini anladım. Akışına bırakmayı öğrendim.

– İnsanların türlü türlü olduklarını daha yeni anladım.. (Evet bunca senedir insanlar hep iyiydi gözümde :) )

– 10 yaşımdan beri yaşamak istediğim şehirde yaşıyorum. Yani İstanbul’da. Bu benim hayatımdaki en büyük ve güzel gelişmeydi..

– Bu güzel gelişmenin mimarı olan sevdiğim adamla evlenmem de benim hayatımın dönüm noktası oldu.

– 28 oldum ama hiç öyle hissetmiyorum :) Acaba nasip olur da 50’yi görürsem nasıl hissedeceğim çok merak ediyorum..

– Eğer şu yaşımda ilerideki “ben”e ya da çocuğuma öğüt vermem gerekirse, unutmamam gereken tek 1 şey var. Bu dünya geçici, kalıcı olan öbür dünya için çalışmaya bak. Gez, eğlen, coş, ama yarını unutma ;)

– Bu yaşımla birlikte biraz daha duygusal oldum. Hiç bir film beni ağlatamazken romantik komedilerde bile  gözleri sulanan biriyim artık. (Bkz: beni ağlatan filmler)

– Etrafımdakilere kızarken kendimin bir internet bağımlısı olduğumu öğrendim. (Yıllardır internetle haşır neşir olan biri olarak bunu yeni keşfetmem de çok komik..)

– Eleştirilmekten fersah fersah kaçan, eleştiriye hiç tahammülü olmayan ben tahammüllü olmayı öğrendim.

Çocukluğumla ilgili özlediğim çok şey var mesela. Onlardan bazıları:

– Bisiklete binip yeni sokaklar keşfetmeyi özledim. (Bir üst sokağımızın bile yabancı olduğu zamanları..)

– Dayımla birlikte yaşamayı özledim. Onların anneannemle birlikte alt katımızda oturmalarını.

– Radyoda kaset dinlemeyi özledim.

– Babamın bizi denize götürdüğü pazarları özledim.

Özledim de özledim..

Kısacası, her zaman için Rabbime şükrettiğim şeyler; iyi ki ailem benim ailem (bütün akrabalarım dahil) iyi ki eşim benim eşim :) Bunlar için bile Rabbime ne kadar şükretsem az..

Minik ben! :)