Küçük bir kız çocuğuyken annem beni giydirir, süsler, üzerinde kocaman bir pasta ve yanında envai çeşit kurabiye, poğaça vesairenin olduğu masanın başına geçer bir sürü fotoğraf çektirirdik. Bu 1. yaşımdan itibaren böyleydi. Çok minikken kucakta fotoğraf çektirmişim, büyüdükçe sandalyenin üzerinde ve nihayet kendi ayakarım üzerinde durduğum fotoğraflarım olmuş. Bazılarını hatırlıyorum, bazılarını ise sadece fotoğraflardan anımsıyorum…

Doğum günlerime ait bir diğer anım ise, kutulu hediyeleri sevmemdi. Eğer bana hediyeyi kutusuz, paketsiz olarak vermişlerse kabul etmezdim. Hatta bazen para bile vermek isteyenler olurdu, istemezdim. İlla kutulu ve paketli olacak. (Hala kutulu ve paketli hediyeleri çok seviyorum o ayrı..)

Aldığım hediyelerden anımsadığım ve en sevindiklerimse ailemin bana kutulu lego ve boya kalemleri almasıydı. Ben tam bir lego ve boyama kitabı delisiydim…

Bu doğum günümde düşündüm de 21 ocak 1985’ten bu yana tam çeyrek asır geçmiş. Çeyrek asırdır bu dünya üzerindeyim… Neler gördüm, neler yaşadım. Keşke beynime bir kamera yerleştirilse de, onları aktarabilsem.. Hepsi güzel şeylerdi çok şükür..

Ama ben bu çeyrek asırdır, iyi ki diyorum, iyi ki ailem benim ailem, iyi ki eşim benim eşim.. O kadar şanslıyım ki, dünyanın en güzel insanları arasında dünyaya geldim ve yetiştirildim… Şimdi de dünyanın en güzel insanıyla evliyim. Çok şükür…