Son Bölüm: “Güçlü Kadınlar”

20 Haziran 2035

Koca bir serüven yaşadık sizlerle. İstanbul’da başladık, Almanya’ya uzandık. Şimdi tekrar aşık olduğum şehirdeyiz. Yalnız anneliğime şahitlik ettiniz, bunalımlarıma, zayıflığıma ve güçlü duruşuma.. Kalbime giren adamları tanıdınız, aşık olduğum ve evlendiğim adamı, dostlarımı, düşmanlarımı.. Hayatımın Baş Rolünü ve tüm ailemi tanıdınız. En önemlisi de bu süreçte her biriniz ailemin bir parçası oldunuz.

Siz şu an hangi yılda okursanız okuyun, biz 2035 yılındayız. Neşenin melodisi arabamızın içine dolarken size bu satırları yazıyorum.

Bu kez rüyalarımın gerçek olmasını beklemedim, rüyamı gerçekleştirmek için geçen sene harekete geçtim. Şu an yıllar önce gördüğüm rüyanın içindeyiz, yani gerçekleşmiş halinin.

Kızım arka koltukta uslu uslu oturuyor. Arabayı Serhan kullanıyor ve Murat ergen olduğu için bir süredir bizimle takılmıyor. He, bir de geçen seneden beri ona Alparslan diyoruz, öyle istedi.

Serhan, okuduğum mahalle ilkokulunun önünde kontağı kapattı. Arabadan inip bagajdan çanta alıyorum, Serhan da Şule’yi indiriyor.

Birlikte, eskiden ufacık, şimdi devasa büyüklükte olan okula giriyoruz. Her yer gelin misali süslenmiş. Koridorun ilerisinde Filiz görünüyor -doktor olan-, koşarak geliyor. Hızlı bir kucaklaşmanın ardından koridorun sonundaki odaya giriyoruz.

Herkes burada. Eşleri ve çocuklarıyla. Tıpkı on beş yıl önce rüyamda gördüğüm gibi.

İngilizce hocam olan Selçuk Hoca yanımıza gelerek, “Ee Alparslan yok mu?” diye soruyor.

“Ergenlik dönemi,” diyerek gözlerimi deviriyorum. “Gelmek istemedi.”

Biz hocamla koyu bir sohbete dalınca, Serhan da müsade isteyip Filiz’in kocasının yanına gidiyor. Şule yanımda.

Selçuk Hocanın yanından ayrıldıktan sonra Fırat’ın yanına geçiyorum. “Geciktin,” diyor homurdanarak.

Elimi havaya kaldırıyorum. “Tamamen benim suçum. Hazırlanmam uzun sürdü.”

“Aman! Sanırsın Disney Prensesi!”

“Disney Prenseslerinin sihirli çubukları ya da perileri oluyor. Ben zaferimi kendime borçluyum.”

“Off! Kırk bir yaşındasın artık, yakında buruşacaksın, ne sanıyorsun kendini..”

Koluna sert bir yumruk indirdim. “Sana yaşımı kalabalıkta söyleme demiyor muyum!”

Kolunu tutarak güldü. “Etrafa bak! Yürüyen ya da dur, süslenmiş cesetler gibiyiz!”

Şule, Fırat’ın kızıyla çok yakın arkadaş. Birbirlerini çok seviyorlar. Yanımıza karısı Nihal geliyor. Tam Fırat’a göre, dişli bir kadın. Birbirimizi kucaklayıp sohbete devam ediyoruz.

İki sene önce Şule’yi eve getirdiğimiz de kimse soru sormadı. Kızımız olduğunu söyledik ve konu kapandı. Başlarda Murat evde bir kızın olmasını garipsemişti. Fakat alışması uzun sürmedi. Şule’nin aile içine kaynaşması ve konuşması altı ayımızı aldı. Benden ve Serhan’dan sonra ilk kabullendiği Murat oldu. Annemle babam onu öyle çok sevdi ki, ilk ayda onları da kabullendi. İlk ayın içinde kabullendiği diğer kişi de kayınpederimdi. Haftanın bir günü mutlaka gelip Şule’yi alır ve eğlendirirdi.

Bana olan benzerliği öyle aşikardı ki, annem nihayet birkaç ay önce, “Sanki sen doğurmuşsun gibi,” deyiverdi.

Belki de başka bir boyutta doğurmuştum. Sonuçta o benim kızımdı.


Geçen sene mayıs ayında, 2020 yılında gördüğüm rüya geldi aklıma. Şu mezunlar partisi rüyası. Oturdum bilgisayarın başına, okulun adına bir hesap açtım. Bulabildiğim herkesi ekledim.

Okulun yeni yönetimiyle görüşüp, haziran ayında ilk mezunlar partisini yapmak için izin aldım. Bir ay boyunca çılgınlar gibi çalıştım. Bulabildiğim herkese davet gönderdim. Okulu süsleyip, organizasyonu yaptım. Bu süreçte Mehtap ve Filiz en büyük yardımcım oldu.

Haziranın yirmisinde ilk mezunlar partimizin açılışını yaptık. Kırk yaşına gelmiştik ama hayata yeni başlamış çocuklar gibiydik. O gün bastonuyla gelen eski müdürümüzü görünce neredeyse hıçkırıklara boğulacaktım.

Herkes gelmişti. Onca yıl sonra yine bir arada, aynı okulun çatısı altındaydık.

Fakat Fırat’ı ilk defa o gün görmedim. Şule’yi alıp geldikten sonra maillerimin arasında Fırat’tan gelen bir posta vardı.

“Haklıydın.
Ölüm bizi alana dek, döngü durmayacak.
Uçak kazasından sonra sana ulaşmadığım için pişmanım. O gün, uçağın düştüğü gün karım doğum yapıyordu. Bir ölüm gördüm. Kendi bebeğimin ölü doğacağını sandım. Bebeğim sağlıklı doğunca, bir süre gördüğüm şey aklımdan çıktı.
Dün yine bir şey gördüm.. Aynı ölümün dirildiğini…
Bebeğine kavuşabildin mi?”

Fırat belki de başka bir boyutta ki bendim. Öngörülerle birbirimize bağlıydık ve ölüm gelene dek döngü devam edecekti.

Maili okuduktan sonra ona ulaştım ve birbirimize eziyet etmeyi bıraktık.


İlk mezunlar partisi o kadar güzel olmuştu ki bunu gelenek haline getirme kararı aldık.

Her yıl 20 Haziran’da çocukluğumuzun geleceğinde biraraya gelmeye devam ettik.


Günün sonunda arabamıza binerken, Mehtap’ın kızı Ahu koşarak yanıma geldi.

“Eylül Teyze, yardım et!”

“Ne oldu?”

“Annem..” cümlesine devam edemeden geldiği yöne doğru koştum. Kötü bir şey düşünmemek için kafamdan Mehtap’la yaşadığımız tüm maceraları geçiriyordum.

Mehtap’a ulaştığımda yerde yatıyordu. Serhan’a seslenmeme gerek kalmadan arabayı yanımızda durdurdu.

“Nefes alıyor ama baygın,” dedim. Yavaş yavaş etrafımız kalabalık olmaya başlamıştı. İleriden Filiz koşarak geldi.

Ambulansı aradık. Serhan, Şule ve Ahu’yu arabaya bindirip gitti. Ben Mehtap’la ambulansa bindim.

Hayatımızın bazı evrelerinde Mehtap’la koptuğumuz olmuştu. Ama hiçbiri kendi isteğimizle değildi. Arkadaşlığımızı yararsız kabul ettiler. Güya birbirimize zarar veriyorduk.

Yine de her solukta birbirimize koştuk. Çok fazla kadın dostum olmadı. Olanları ise kalıcı kıldım. Mehtap’ı ne geçmişte, ne de şimdi bırakmaya niyetim yok.

Mehtap, Sema, Elif, Ecrin.. Hala benimleler.

Bu dört kadın arasında en güçlüsü daima Sema oldu. En çok hata yapanı Mehtap, hatasız ve emin adımlarla yürümeyi başaran tek kişi ise Elif’ti. Ecrin yalnızlığımın dostu ve dört kadının en sessiziydi.
Ama dördünün en büyük özelliği güvenilir olmaları.

Hastane koridorunda beklerken, ileriden onlar belirdi. Okuldan kimsenin gelmesini istememiştim. Serhan da kızları aldığı için Ecrin’e haber vermişti.

Yanıma oturdular. Birbirimize bakıp iç çektik. Kırklı yaşlardaysanız ve bir telefonla yanınıza gelen dostlara sahipseniz, hayatta yaşadığınız her şeye değmiştir.


Doktor, Mehtap’ın odasından çıktığında, durumunun kontrol altına alındığını fakat beyninde bir tümöre rastlanıldığını söyledi. “İyi huylu mu, kötü huylu mu olduğunu araştıracağız. Siz onun yanında kalın ve moralini yüksek tutun.”

Mehtap’ın tümörü ne çıkacaktı, onu nasıl bir süreç bekliyordu bilmiyorum ama her ne olursa yanında olacağımı biliyordum. Bizi en son 19 yıl önce ayırmışlardı, bir sene uzak kalmış sonra yeniden bir araya gelmiştik. 18 yıl olmuştu. Daha kaç yıl yaşayacağımızı bilmiyorum ama tüm dostlar ölüm bizi alana dek bir arada kalacaktık.

Dördümüz birlikte Mehtap’ın odasına girdik. Uyanmış ve her şeye rağmen gülüyordu. Yatağının kenarına oturup elini tuttum.

“Kansersem çok gülerim,” dedi.

Kaşlarımı çatarak ona baktım. Omuz silkti.

“Çok gülersem, kanseri yenerim.” Göz kırparak kahkaha attı.

Birbirimize bakıp güldük. Hatta öyle çok güldük ki, hemşire odaya girip susmamızı söyledi. Bunun üstüne kahkahalara boğulduk.

Kırk yaşında olabilirdik ama güçlüydük. Her daim güçlü olmuştuk. Ailemdeki kadınlar da, dostlarım da birer ‘Güçlü Kadın’dı. Her birimizin hayatı kitaplara konu olurdu. Kim bilir, belki bir gün sırayla hepsini yazar, adına da: “Güçlü Kadınlar” derim.

SON.

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Babalar Günü Hediye Önerileri

Her Haziran ayının 3.haftası pazar babalar günü. Evimizin direği , kahramanımız için bir kutlama günü. İyi ki babam olmuşsun duygusunu...

Kapat