KİRAZ KEMİĞİ – FİNAL

2 Haziran 2021 / İstanbul

Yerel Televizyon Kanalı

   “Çözülemeyen Dosyalar programına hoş geldiniz. Ben sunucunuz Suna Güneş. Bugünkü konuğum yorumcu Nihat Birlik. Nihat hoş geldin. Nasılsın?”

“Hoş bulduk, Suna. Böyle bir programda iyiyim demek ne kadar doğru olur bilemedim.”

 -Gülüşme.-

“Öyleyse bugünün konusuna geçerek, programı başlatalım. Bugün seninle yaklaşık on ay önce ortadan kaybolan YER ÜSTÜ gazetesinin sahibi HALDUN ARIKOĞLU’NUN gizem dolu dosyasını konuşacağız.

Bildiğin üzere geçen hafta Haldun Bey’in arabası, Selanik’te bir ormanın girişinde terk edilmiş halde bulundu. Ormanın adını ne kadar soruşturursak soruşturalım, ne yazık ki bilgisi verilmedi. Bu hayret verici hikayeyi bulabildiğimiz tüm detaylarıyla bu gece inceleyeceğiz.”

“Lafını bölüyorum, Suna’cığım. Haldun Arıkoğlu’nu birkaç kez görmüşlüğüm var. Son derece nazik ve efendi biriydi. Kayıp haberini ilk duyduğumda şok olmuştum. Kendisi başarılı bir iş insanıydı. Dilerim, yakın zamanda ortaya çıkarak hem bizleri aydınlatır, hem de işinin başına döner.”

“Hakkın var, Nihat. Haldun Bey’in tüm çalışanlarıyla görüştük. Tek kötü yorum gelmedi. İzninle şimdi hikayeyi bilmeyenler için kısa bir özet geçeceğim.

 Geçen sene temmuz ayında, Haldun Arıkoğlu gizemli bir iş için Gazeteci Sibel Turna’yı, kimliği belirsiz eski bir askerle birlikte Almanya’ya göndermiş. Sibel Turna’nın Almanya’ya gitmesinden tam bir ay sonra kendisi kayıplara karışmıştı. Üstelik kimliği, ehliyeti, cüzdanı, hatta pasaportu bile evinde bulunmuştu.

 Haldun Arıkoğlu adeta, arabasıyla birlikte yer yarılmış ve içine girmişti!

 Önce çalışanın, sonra patronun ortadan kaybolması üzerine ‘acaba bir aşk kaçamağı mı?’ sorusu akıllara gelmiş ama bunun üstüne Sibel Turna’nın babası, ortaya çıkıp kızının kayıp olmadığını belirtmişti. Fakat biz bu açıklamanın üstüne Sibel Turna’ya ulaşmayı başaramamıştık. Hatta programdan önce tekrar denedik. Bana soracak olursanız, ben babasının açıklamasını yeterli bulmuyorum.

Şimdi bir kez daha Yasin Turna’nın ifadelerini ekrana getirelim. Sonrasında konuşmamıza devam ederiz.”

“Kızımız Sibel, Almanya’ya iş için gittiğini söyleyerek evden ayrılmıştı. Fakat daha sonra bizi arayarak geri gelmeyeceğini, gidişinin sebebinin iş olmadığını belirtti. Sibel’i bebekken gayri resmi yollarla evlat edindik. Ondan bunu sakladık. Bizi aradığında gerçeği öğrendiğini ama bize kızgın olmadığını söyledi, kızgın olduğunu biliyorum. Çünkü geri gelmeyeceğinden bahsetti. Ailesi Almanya’daymış, bu yüzden o işi kabul etmiş. ‘Beni büyütüp, okuttuğunuz için teşekkür ederim. Ama bundan sonra gerçek ailemle yaşamak istiyorum,’ dedi. Hakkı var. Biz ona kızgın ya da kırgın değiliz.” 

 “Evet, Yasin Turna’nın açıklaması bu kadar. Açıkçası ben Sibel Turna’nın, sadece evlatlık olduğu için gittiğine inanmıyorum. Sen ne diyorsun Nihat?”

“Bana da bu açıklama yeterli gelmedi, Suna. Yani eğer Sibel, hakikaten gerçek ailesiyle beraberse, neden kimse ona ulaşamadı? Tekrar babasıyla irtibat kurup sordunuz mu?”

“Elbette. Sibel’den tekrar bir haber almadıklarını belirtti.”

“Garip, gerçekten. Ama ben aşk söylentilerine inanmıyorum. Sonuçta Haldun Arıkoğlu başarılı, zengin ve genç bir iş adamıydı. Aşık olduğu kişiyle birlikte ortadan kaybolmasını gerektirecek bir sebep bulamıyorum. Birbirlerini seviyor olsalar, şu an kayboluşlarını değil, evliliklerini konuşuyor olurduk.”

“Ben de aynı görüşteyim.” Suna’yı çeken kamera yüzüne yakınlaştı. “Sevgili Sibel, eğer programımızı izliyorsan, lütfen bizimle iletişime geç,” dedikten sonra kamera tekrar uzaklaştı.

“Bildiğim üzere, Haldun Arıkoğlu’nun kaybolmasıyla ilgili geçen haftaya kadar hiçbir gelişme olmadı, değil mi Suna?”

“Evet, Nihat. Geçen hafta son dakika haberiyle yayınlar durdurulup Haldun Arıkoğlu’nun aracının bulunduğu haberi verildi. Ama sonra tekrar yeni bir gelişme olmadı. Yetkililerimiz hız kaybetmeden Yunanistan’la irtibat kurdu. Aldığımız bilgiye göre, Haldun Arıkoğlu’nun arabasının yanında Alman plakalı bir araç daha varmış. Yunan polisi, ormanın her yerini aradığını fakat herhangi bir cesede rastlanılmadığını belirtti. Sonrasında yeni bir haber verilmedi. Ama biz işin arkasına düştük ve diğer araçla ilgili araştırma yaptık. Şimdi şok olacağın konuya geliyorum, Nihat. Ben duyduğumda dehşete düştüm.

 Haldun Beyin arabası, balta girmemiş ama adı açıklanmayan bir ormanın girişinde bulunmuştu. Yanında bir araç daha olduğu söylendi fakat sonra bu konu bir daha geçmedi. Biz o aracın kime ait olduğunu bulduk. Dane Schütze adına kayıtlıymış. Peki, kim bu Dane Schütze? İşte beni dehşete düşüren konu bu.”

“Meraklandım şimdi, Suna. Kimmiş bu adam?”

“Dane Schütze geçen sene tutuklanmış ve birkaç ay sonra kaçarak ortadan kaybolmuş.

Schütze, eski bir Neo Nazi’ymiş ama bir Türk kızına aşık olmuş ve bağlı olduğu Neolardan kaçmış. Bir aile kurmuş, iki çocuğu olmuş.

 Geçen senenin başında küçük kızı kaçırılmış. Birkaç ay sonrasında kızın yanan cesedi bulunmuş, üstelik tek şüpheli babası Dane Schütze’ymiş. Adam hemen tutuklanmış, yapmadığını savunmuş ama kendini temize çıkaramamış. Aylar sonra arkasında iz bırakmadan kaçmış. Alman polisi, ‘Sadece Dane’ye değil, Schütze ailesinden kimseyi bulamadık,’ ifadesini vermiş. Şimdi sana daha çok şaşıracağın şeyi söyleyeceğim. Dane Schütze’nin karısının kızlık soyadı Arıkoğlu’ymuş.

 Dane Schütze’nin karısı Arya Arıkoğlu, Haldun Arıkoğlu’nun ikiz kardeşiymiş.”

“İnanamıyorum! Gerçekten nefesimi tutarak dinledim, Suna. Acaba Haldun Arıkoğlu’nun ortadan kayboluşu, yeğeninin cinayetiyle alakalı olabilir mi?”

“Bilemiyorum, Nihat. Şu an Almanya, Schütze ailesini; Türkiye Haldun Arıkoğlu’nu, Yunanistan ise ormanını arıyor. Ama bizden başka kimse Sibel Turna ve kimliği belirsiz eski askeri aramıyor. Kim bu asker? Neden hiçbir yerde adı ve kimlik bilgisi yok? Uçuşlarını inceledik, o gün Sibel Turna’yla birlikte uçağa binen diğer kişinin bileti ‘Gizli’ diye geçiyor. Hikayenin devamı var, Nihat. Daha da garipleşecek. Havaalanının kamera kayıtlarını inceleme talebinde bulunduk. Sibel’in uçuşunun olduğu günün kaydını açtığımızda siyah bir görüntüyle karşılaştık. O günün görüntüleri yanmış. Havaalanı yetkilileri şaşkına döndü. Ne yazık ki oradan elimiz boş döndük. Ama pes etmedik. Bilet bilgisinde uçuşun Köln şehrine yapıldığı yazıyordu. Köln’deki havaalanıyla irtibat kurarak kamera kayıtlarını istedik.”

“Yoksa o kayıtlarda mı yanmış?”

“Tam üstüne bastın, Nihat! Elimizde o adama ait hiçbir şey yok.”

“Peki, Suna, eski asker olduğunu nereden biliyorsunuz?”

“Kamera kayıtlarında elimiz boş kalınca umutsuzluğa kapıldık. Birkaç gün önce programın reklamı televizyonda yayınlandıktan sonra bir telefon aldık. Reklamda Haldun Arıkoğlu’nun kayboluşunu konuşacağımızı duyurunca, bizi bir şoför aradı. Haldun Beyi tanıdığını ve anlatmak istedikleri olduğunu söyledi.”

“Yoksa hikaye daha fazla mı garipleşecek?”

 Suna ciddi bir ifadeyle başını sallar.

“Şoför adını vermek istemedi. Biz de bu isteğine saygı duyarak hakkında detay vermeyeceğiz. Kendisi Köln’de Haldun Arıkoğlu adına çalışıyormuş. Her ay maaşını Haldun Bey banka hesabına yatırırmış. Şoförün anlattıklarını onun ağzından aktarıyorum:

‘Bazen Arya Hanım’ın bazen de çocukların şoförlüğünü yapardım. Hatta bazı zamanlar Arya Hanım çok meşgul olduğunda alışverişe gider, istediklerini alıp getirirdim. Evim aynı sokakta. Haldun Bey adına Arya Hanıma çalışıyordum ama Arya Hanımın kocasının benden haberi yoktu. Küçük Melodi kaçırıldıktan sonra Arya Hanım üzüntüden kahroldu.

 Bir akşam Haldun Bey beni arayarak, havaalanından iki kişi alacağımı söyledi. Bir kadın ve bir adam. Kadının önemli biri olduğunu, adamın da eski bir asker olduğunu söyledi. Ona göre davran demek istemişti.

 Havaalanından ikisini aldım. İkisi de son derece nazik insanlardı. Yalnız bir ara adam arabayı durdurtup valizinden silah aldı.

 Haldun Bey onları bıraktığımda anahtarı adama teslim etmem gerektiğini söylemişti. Ben de öyle yaptım. Bir daha da hiçbirini görmedim. Haldun Bey, ‘ben seni tekrar ararım,’ demişti. Fakat bir daha o da aramadı. Zaten sonra kaybolduğunu öğrendim.’

 Şoför askerin adını bilmiyor. Görünüşünü tarif edip, robot resmini çizdirmek istedik ama elimize fazla bir detay geçmedi. Görünüşlerini pek hatırlayamadı.”

“Onları nereye bırakmış? Yoksa tahmin ettiğim yere mi, Suna?”

 Suna başını sallar.

“Sibel’i ve askeri, Arya’nın evine bırakmış, Nihat. Şoförün konuşmasının ardından Alman polisiyle irtibat kurduk ve Arya’nın evinden Sibel’e ait bir şey çıkıp çıkmadığını sorduk. Kimlik, ehliyet, pasaport vesaire hiçbirinin olmadığını ifade ettiler ama Arya’nın kaybolan kızının odasında, bir yatak olduğunu ve yastığın altında bir defter bulduklarını söylediler. O defterin sayfalarını istedik. Biraz zorluk çıkardılar ama sonunda bize fotoğrafını yollamayı kabul ettiler. Defter Sibel Turna’nın günlüğüymüş, Nihat.”

“Şimdi o sayfalar sen de mi?”

“Evet. Son sayfa bir hayli ilgi çekiciydi, onu okumak istiyorum. Lütfen, sayfayı ekrana verir misiniz?” dedikten sonra okumaya başlar.

“Az önce bir rüya gördüm. Paralel evrendeki kendimi… Öylesine gerçek bir rüyaydı ki, hala etkisindeyim. Üstelik uykudan uyandığımda o Shrek bozuntusu tepemde dikiliyordu! Kim bu adam? Rüyama bile girmişti!

 Biliyor musun Günlük, paralel evrendeki benim, derinden bir mutsuzluğu vardı. Onu hissettim. Sonra kendimi yokladım. Ben mutlu muyum ki? Sıradan, sıkıcı bir hayat! Hayatımın tek macerası Haldun Beyin bu işini kabul edip, bir hödükle yolculuk yaparak Almanya’ya gelmek! Hödük, Shrek… Ama onda tuhaf bir şey var: Sanki her an kalbimi ellerinin arasına alacakmış gibi. Adeta sıkıcı hayatım boyu onu beklemişim gibi. Rüyamın etkisinden çıkmam için bana kendiyle ilgili bir şey anlattı ama başına gelen şeyi, bir arkadaşı yaşamış gibi aktardı. Onun yaşadığını hissettim. Bana anlattığı şey, arkadaşının değil, kendisinin hikayesiydi.

 Her neyse!

 Paralel ben, henüz tanımadığım bu Shrek’in paraleliyle nişanlanmış ve ayrılmıştı. Ayrıldığı için mutsuzdu, çünkü eski nişanlısı bir başkasıylaydı. Ama paralel Shrek’in üç kulağı vardı, paralel ben onu bu yüzden terk etmişti. Neden üç kulak?!

 Rüyanın sonunda ne oldu biliyor musun? Bir kurt çıktı karşıma. Parçalara ayırdı beni. Paralel evrendeki ben öldüm ve rüyayı görürken gerçekmişçesine hissettim. Sence yakında ben de ölür müyüm?

 Sanırım paralel evrene inanıyorum ve yakında öleceğimi hissediyorum. Bir kurt tarafından parçalanır mıyım, bilmiyorum ama yakında korkunç şeyler olacakmış gibi hissediyorum.

 Acaba aşık olmak korkunç bir şey mi, Günlük?”

 Sayfa ekrandan kalkar.

“Ne düşünüyorsun, Nihat?”

“Öncelikle paralel evrene inanmıyorum. Yazdığı şeyler hikaye kadar garip. Anladığım kadarıyla bu Shrek diye bahsettiği kişi gizemli askerimiz ve Sibel ondan baya etkilenmiş.”

“Ben de öyle olduğunu düşünüyorum ve niye adını yazmadığını merak etmiyor değilim. Bir de ona anlattığı hikayeyi deli gibi merak ediyorum.”

“Bence sen bu hikayede en çok bu askeri merak ediyorsun, Suna.”

“Galiba haklısın, Nihat. Yani düşünsene adamın adı hiçbir yerde geçmiyor, hikayede bir gizemli asker var ama adı bile yok. Bu askere ve Sibel’e ne olduğunu öğrenmeyi, her şeyden çok isterdim. Acaba Sibel hislerinde yanılmadı ve öldü mü? Üstelik ben Yasin Turna’nın söylediklerini samimi bulmadım. O da en az diğerleri kadar garip.”

 Bir süre sessizlik olur.

“Bana gülme Suna ama, sanki biri peri tozu serpip herkesi büyülemiş gibi, bir hikaye bu.”

 Karşılıklı gülüşme.

“Bana öyle geliyor ki, Haldun Arıkoğlu’nun arabasının bulunması, ortadan kaybolmasının gizemini çözmeye yetmeyecek. Biz yıllarca da konuşsak onlar istemediği sürece kimse onlardan birini bulamayacak.”

“Belki de hepsi gizli bir örgüte bağlıydı ve şimdi yerin altında, gizli bir mahzende saklanıyorlardır. Şoför, Haldun Arıkoğlu’nun Sibel için önemli biri dediğini, söylemişti, değil mi? Aklıma iki seçenek geliyor: Ya Sibel’in gerçek ailesi Arıkoğlu’lardı ya da ortada gizli bir örgüt vardı ve Sibel bu örgütte önemli birinin kızıydı.”

“Konuya hiç bu açıdan bakmamıştım. Haklı olabilirsin, Nihat. Yoksa üç ülke bir araya gelip, dört beş kişiyi nasıl bulamaz? Üstelik her şey hem birbiriyle kesişiyor hem de çelişiyor.”

“Ya da hakikaten bu dosya perilerin işidir.”

 Karşılıklı gülüşme.

“Tabi, periler, cadılar ya da büyücüler gerçekse.” 

 Tekrar gülüşme.

“Bana ilginç gelen şeylerden biri de, Haldun Beyin kimsesinin olmaması. Evet, ikizi olduğunu biliyoruz. Ama bunu yeni öğrendik. Bunca zaman Haldun Beyi hep yalnız gördük. Sadece işiyle anıldı. Ne anne, babası ne de karısı, çocuğu vardı. Başarılı, kibar, zengin ve gençsen neden yalnızlığı seçersin?”

“Bir erkek olarak benim yanıtlamamı istiyorsun sanırım, Suna ama ben üç çocuk babası, evli bir adamım. O yüzden ne yazık ki cevap veremeyeceğim.”

“Romanlarda böyle adamlar yalnızsa, korkunç sırları olur. Acaba Haldun Arıkoğlu’nun herkesten sakladığı sırrı var mıydı? Ya da gerçekte Haldun Arıkoğlu kimdi?”

“Yeni program adın bu olmalı, Suna. ‘Kayıp İnsanlar Oldukları Kişi Değiller mi?’”

“Bence bu hikaye de kimse göründüğü gibi değil. Üstelik neresinden baksan bir soruyla karşılaşıyorsun: 

Başarılı iş adamı Haldun, neden bir ikizi olduğunu sakladı? Anne babasına ne oldu ya da ailesi kim? Başarıdan başarıya koşarken niye bir an da ortadan kayboldu?

Aşkı uğruna Nazilikten vazgeçen Dane, gerçekten kızını öldürdü mü?

Küçük Schütze’ye gerçekte ne oldu?

Schütze ailesi şimdi nerede?

Sibel Turna’nın gerçek ailesi kim ve neden ona ulaşamıyoruz?

Haldun Arıkoğlu, Sibel’i neden ikizinin evine gönderdi? Üstelik yanında bir askerle, demek ki tehlikeli gördüğü bir şey vardı.

Gizemli eski asker kim? Neden Haldun Bey, gazeteci Sibel’i gizli tuttuğu bir adamla uçağa bindirdi?

 Senin de eklemek istediğin başka bir şey ya da soru var mı, Nihat?”

“Hakikaten bu hikaye, sorularla var olmuş, Suna. Haldun Beyin ortadan kayboluşuyla, yeğeninin ölümünün bir bağlantısı olabilir. Belki ikizi ve ailesiyle Selanik’te buluşup, birlikte kaçmışlardır. Ama bir dayı, yeğeninin katilini neden saklar? Bu da Dane’nin suçsuz olduğu gerçeğini ifade eder, bence. Belki de Neolar, Schütze ailesinin peşindeydi, hatta küçük kızın ölümünden onlar sorumludur ve Haldun kardeşinin ailesini kaçırıp saklamış olabilir. Sonuçta o zengin ve güçlü bir iş insanı. Yurt dışında, herhangi bir ülkede evi olabilir.”

“Diyelim senin dediğin gibi, peki bu hikayede Sibel nereye kayboluyor? En son Arya’nın evinde olduğunu biliyoruz, sonra ne oluyor?”

 Nihat kafasını kaşır. “Belki de Sibel, peri tozunu serpen peridir.”

 Karşılıklı gülüşme.

“Anlaşılan bu hikayenin içinden çıkamayacağız, Nihat. Vaktimiz de zaten doldu. Yeni bir gelişme olursa, tekrardan programda tartışmak için seni haberdar edeceğim. Bugünlük sanırım daha fazla konuşacak bir şey kalmadı. Geldiğin için çok teşekkür ederim.”

“Çağrıldığım için ben teşekkür ederim, Suna. Burada olmak harikaydı.”

 Kamera Suna’nın yüzüne yaklaşır.

“Haftaya başka bir Çözülmeyen Dosyayla geri dönene kadar esen kalın. Eğer Nihat’ın söylediği gibi periler varsa, dilerim mutluluk serperler. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz.”

 Ve ışıklar kapanır.

 SON.

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
yetenekli kadın girişimciler
Mücella Yörük, @nilatasarimatolyesi, Yetenekli Kadınlar

Bir süre ara verdiğimiz Yetenekli Kadınlar bölümümüze kaldığımız yerden devam ediyoruz. Öyle güzel konuklarımız oldu ki, bundan sonrakiler de ayrı...

Kapat