KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 27

-Arya-

 (Bir Önceki Bölümden: Sıla bez parçasına sarılı saç tellerini alarak gitti. Onun gittiğine emin olduktan sonra Arya, Coda’ya dönerek, “Hemen hazırlan,” dedi. “İstanbul’a gidiyoruz.”)

  Ertesi sabah ikizler, Feride’nin durduğu noktadan, Topkapı Sarayı’na bakıyordu. Dışarıdaki kalabalık içeriye akın ediyordu. Etraflarına baktılar. Kâhin’i görmeyi umuyor, bir işaret arıyorlardı.

 Çok geçmeden Saray’ın kapısındaki güvenlik görevlilerinden biri, onlara doğru gelmeye başladı. Muhtemelen burada ne aradıklarını, gözlerini dikip neden baktıklarını soracak ve onları kovacaktı.

 Güvenlik görevlisi yaklaştı, dikkatlice onlara bakıyordu. Bir an için Arya’ya, yeşil gözleri tanıdık geldi. Neden sonra duymayı bekledikleri erkek sesi yerine bir kadın sesiyle, “Gece yarısı arka tarafta olun,” dedi. Bu Kâhin’in sesiydi. “Bu gece nöbetçi olacağım, sizi arkadan içeriye sokacağım. Bir dakika bile gecikeyim demeyin!” dedikten sonra geldiği yere geri döndü. İkizler şaşkınlıktan konuşamamıştı bile.

 Güvenlik görevlisi yerine geçtikten sonra, Coda usulca, “Sence insanların beynini ele geçirip içlerine mi giriyor, yoksa kılık mı değiştiriyor?” diye sordu.

“Bana büyücülerin annesi olduğunu söylemişti ama bu kadın, cadılardan daha güçlü. Belki de tehlikeli ve güvenilmezdir.”

“Efsun’dan güçlü müdür?”

“İçimdeki ses öyle olduğunu söylüyor.”

 Efsun ve Kâhin, Büyük Büyücü Kasım’ın soyundandı. Hangisinin daha güçlü olduğu ölçülemezdi.

   İkizler gece yarısı Topkapı Sarayı’nın arkasında bekliyordu. Gece yarısı olmasına rağmen sokak hala kalabalık ve hareketliydi. Birer hırsızmışçasına sürekli etraflarını kolaçan ediyorlardı. Nihayetinde bir gölge misali, gündüz ki güvenlik görevlisi yanlarında beliriverdi.

 Gölge sol tarafı işaret etti ve yürümeye başladı. Gölgenin işaretlerini sessizce takip ettiler.

 Onları Topkapı Sarayı’nın girilmeyen bir bölümüne götürüp içeri soktu. İçerisi yüzyıllardır kapısı açılmamışçasına rutubet ve küf kokuyordu.

 Coda koku karşısında yüzünü buruşturarak, “Burası önceden neydi?” diye sordu.

 Kâhin, “Yeni Çeri Ocağı,” diye cevaplayarak yerdeki gizli kapıyı açtı.

 Aşağısı zifiri karanlıktı ve merdiven yoktu. Coda aşağıya doğru göz atıp Kâhin’e döndü. “Oraya inmemizi istemeyeceksin, değil mi?”

 Kâhin gözlerini devirerek iç çekti. Elini Coda’nın beline koymasıyla onu aşağı itmesi bir oldu. Arya ikizinin adını haykırarak Kâhin’in üstüne yürüyordu ki o da kendini aşağıda Coda’nın yanında buldu. Ardından Kâhin yanlarında belirdi. “Bazen sizin Efsun’un soyundan gelmiş olduğunuza inanmakta güçlük çekiyorum. Bu kadar ödlek olursanız, hiçbir şeyi başaramazsınız.” Avucunu açtı, içinden bir ışık topu etrafı aydınlatmak istercesine fırladı. “Ceramilia’nın cadılık okulunda size gözlerinizi ışık olarak kullanmayı öğretmediler mi?” diye söylendi. Bunun üstüne Arya yaşadığı düşme şokundan sıyrılarak gözlerini birer yol göstericisine dönüştürdü.

Coda başını iki yana sallayarak, “Ben bir büyücü olduğum için..” diye başlamıştı ki Kahin avcundan çıkardığı ışık topunu ikiye böldü, Coda’nın eline uzanıp yarısını onun avucuna bıraktı.

“Sana o okulun öğretemeyeceği şeyleri göstereceğim, Küçük Büyücü. Seni, sözümü dinlersen büyük bir büyücü yapacağım.”

 Eski ‘Yeni Çeri Ocağı’nın aşağısı gizli bir geçitti. Padişaha yönelik olası bir saldırı da askerin hızla, Padişahın odasına geçmesini sağlayan kestirme yoldu. Bu yolu sadece Padişah ve Yeniçeriler bilirdi. Yeni Çeri Ocaklarının kapatılmasıyla bu yol unutulup gitmişti.

“Burada ne işimiz var?” diye sordu Arya. Kâhin önde onlar arkada yürüyordu.

 Arya’nın sorusuna cevap vermek yerine, “Neden Arıkoğlu?” diye sordu. “Sonuçta siz Tarık’ın soyundan gelmiyorsunuz.”

 İkizler aynı anda omuz silkti. “Kendi dedemiz ve annemizin dedesi birer pislikti. Gerçi sen bunları biliyorsundur. Neyse işte, Martin’in soyundan gelmeyi biz seçmedik. Seçme hakkımız olsa Tarık’ın soyunu seçerdik. Çünkü Rüya, o cennet görünümlü cehennemde sevdiğimiz tek cadı. Ayrıca benim Feride’ye benzediğimi söylerler. Üstelik onun gibi bu dünyayı ve aşkı seçtim.”

“Feride’nin sonunu biliyorsundur, umarım.”

“Evet,” diyerek omuz silkti. “Okulda, bu tarafa geçtiğimiz zaman aşık olmayalım diye Feride’nin hayatı ders olarak anlatılır. Zira aşkı seçen cadılar daima erkekleri tarafından öldürülmüştür.”

“O derste, Efsun’un Tarık’ı ve oğullarını öldürdüğü de anlatılıyor mu? Yoksa her şeyi Tarık’ın yaptığı ve Efsun’un da Feride’yi kurtarmak için Tarık’ı öldürdüğü yalanı mı söyleniyor?”

“Dur bir dakika!” diye bağırdı Coda. “Uyandıracağımız büyücü Tarık’ın oğullarından biri mi?”

 Kâhin sakince başını salladı. “Sorumun cevabı nedir?”

“Gerçeği yalnızca Aylin ve biz biliyoruz,” dedi Arya. “Yani sorunun cevabı, ikinci seçenek.”

 Coda tekrar araya girerek durdu. “Ama Efsun cesetleri yok etti, üstelik ikizler yanmıştı. Nereye gidiyoruz? Yanan cesetleri nasıl uyandıracaksın?”

“Tamamen yananları uyandıramam.”

“Hamid,” diye fısıldadı Arya, sanki gizli bir sır veriyormuşçasına.

“Yine de,” diye söze başladı Coda. “Bu Efsun’un cesetleri yok ettiği gerçeğini değiştirmez.”

“İkiz olduğunuz için mi bu kadar sabırsızsınız! Biraz daha sabretmeyi deneyin, neredeyse geldik.”

 İkizlere bir ömür gibi gelen on dakikanın sonunda üstü taşla kapatılmış bir kuyunun önünde durdular. Kâhin elini taşın üstüne koyarak Farsça bir kelime söyledi. Taş hareket etti ve yavaşça açıldı. Aşağıdan gelen koku inanılmaz korkunçtu. İkizler kokuya maruz kaldığında kusacaklarını sandı. Ama Kâhin sert ses tonuyla, “Sakın!” diye uyarmıştı.

“İçinde ne var? Ölü mü?” diye sordu Arya.

“Neden kendin bakmıyorsun?”

“İyi de,” dedi Coda. “Onlar öleli yüzyıllar oldu. Şimdiye sadece kemikleri kalmıştır. Kemik kokmaz.”

 Kâhin cümlesini tekrarladı. İkizler burunlarını kapatarak kuyunun içine doğru eğildi. Gördükleri manzara karşısında tekrar dehşete düşmüşlerdi.

 Kuyunun içinde birçok cesede ait kemik parçaları, iki tane yanmış çocuk bedeni ve çürümüş bir oğlan vardı. Kokunun sebebi çürümüş cesetti. Ayrıca kuyunun dibinde bir miktar su bulunuyordu.

 Arya yanmış çocukları işaret etti. “Bunlar Feride’nin ikizleri mi?”

“Evet. Diğeri de Hamid.”

“Ama yüzyıllar geçti..”

“Bir büyücünün cesedi asla yok olmaz. Çürüyüp kokabilir ama kurtlanıp yenilmez ve iskelet halini almaz. O yüzden her büyücü ölümünden, yüzyıllar da geçse uyandırılabilir. Eğer büyücüyü ölümden hemen sonra kül halini alana dek yakmazsan, yanan büyücü dahi uyandırılır.”

“Az önce yananları uyandıramam, demiştin,” diyerek itiraz etti Coda.

 Kâhin bu itirazı bekliyordu. Güldü. “Tamamen yananları dedim. Büyücünün küllerini alıp, bir yerin inşasında kullanırsan, inşa ettiğin o yer asla yanmaz. Yani Ceramilia’yı yakamaz ya da yok edemezsiniz.”

“Çünkü Efsun temelinde Büyük Büyücü Kasım’ın küllerini kullandı,” diye tamamladı Arya.

“Peki, uyanan büyücüye ne oluyor? Tekrar yaşama mı dönmüş oluyor?”

“Hayır, Coda. Onlar dirilmiyor. Uyanıyor. İkisi farklı şeyler. Büyücüyü hangi amaçla uyandırıyorsan, o amaç bittiğinde tekrardan yerine dönüyor. Bir büyücü mezarlığı var, hepsinin ruhu orada, huzur içinde uyumakta. Size orayı yıllar sonra göstereceğim. Şimdi önce buradaki üç büyücüyü çıkarmalıyız. İkizleri ait olduğu yere yollayacak, Hamid’i uyandıracağım.”

Arya o an cadıların cesetlerine ne olacağını merak etti. “Ait oldukları yer, bahsettiğin büyücü mezarlığı mı?” diye sordu. Cadılarla ilgili bilgisi var mı diye sormak istemiş ama yutkunmuştu.

“Evet. Onları buraya Efsun kapattı. Burada hapsedildiler. Yüzyıllardır acı içinde bu su kuyusunda unutulmuşlardı. Daha önce gelemezdim, çünkü size ihtiyacım vardı. Siz tıpkı Feride’nin ikizleri gibisiniz. Eğer onlar ölmeseydi, muhtemelen hala yaşayan büyük büyücüler olacaklardı.” Coda’ya döndü. “Sen onlar gibisin, ileride çok büyük bir büyücü olabilirsin.” Kendi kendine güldü. “Ama önce sabretmeyi öğrenmelisin.”

  Kâhin’in yaşı ya da gücü bir belirsizlikten ibaretti. İkizler birbirine bakıp, artık bu soruları düşünmemeleri gerektiklerini anladı.

 Kâhin büyülü parmaklarını kullanarak kuyunun içindeki üç kardeşi yanlarına getirdi. Cesedin gelmesiyle koku da artmıştı. İkizler kendilerine koku önleyici bir büyü yaparak kusma riskini atlattılar.

 Üç kardeş kuyudan kurtulduktan sonra, kuyunun taşı tekrar yerine yerleşti.

Arya, “Orada yalnızca Tarık’ın kemikleri yok, değil mi?” diye sordu. “Diğer kemikler kimlere ait?”

“Biri Tarık ama diğerleri Efsun’un kurbanları mı, yoksa Osmanlı’nın ya da Yeniçerilerin sırrı mı bilemiyorum. Bu geçit, kuyu ve kemikler korkarım sonsuza dek sır olarak kalacak.”

 Kâhin boynundan (Güvenlik görevlisinin boynundan) bir zincir çıkardı. Zincirin ucunda bir mantar sallanıyordu. Zinciri boynundan çıkararak mantarın sap kısmını açtı. İçindeki sıvıdan bir miktar yanan ikizlere dökerek açtığı yeri geri kapattı. Ardından mantarın kafa kısmını açıp, oradaki sıvıdan da biraz Hamid’in çürümüş cesedine döktü. Kolyeyi tekrar boynuna taktıktan sonra Arya ve Coda’nın ellerini önce ikizlerin üstünde gezdirmelerini istedi. Onlar ellerini gezdirirken Kâhin de büyülü cümleleri söylüyordu.

 Birkaç cümle sonrasında yanmış küçük bedenler yavaşça eski hallerine, yanmadan önceki, dönmeye başladı. İki uyuyan çocuk haline gelen cesetler, Kâhin’in yolculuk yaptığında bıraktığı buhar misali bir anda yok olmuştu.

 Sıra Hamid’i uyandırmaya gelmişti. Arya ve Coda aynı şekilde ellerini Hamid’in üstünde tuttu. Zaten ikizlerin yolculuğu sırasında Hamid çürüklerinden arınmıştı. Kâhin birkaç cümle söyledikten sonra Hamid usulca gözlerini açtı.

“Ona soru sorup, kafasını karıştıracak şeyler söylemeyin. Sizi anlayamaz. Şuan ne ya da kim olduğunu bilmiyor. Efsun’dan intikam almak için uyandırıldığını ve sonrasında, yüzyıllardır ihtiyaç duyduğu huzurlu uykusuna gideceğini biliyor. Kayaya, olmayan kanını verdikten sonra ikizler gibi buhar olup uçacak. O ana dek yalnızca yürüyen bir ölü olacak. O yüzden mümkün olduğu kadar az konuşun.”

 Kâhin bunları söyledikten sonra sessizce yola koyuldular.

 Geçitten çıktıktan sonra Kâhin, “Benimle Belgrad ormanında buluşun,” dedi. “Güvenlik görevlisini yerine götürmeliyim. Sonra sizi bulurum.” Hamid’i gösterdi. “Ona dikkat edin. Kimsenin onunla konuşmasına izin vermeyin.”

  Kâhin gittikten sonra Coda fısıldayarak, “Demek ki bedenini ele geçirmiş,” dedi. Arya sadece gözlerini devirmişti.

  Belgrad ormanının sakin bir köşesinde Kâhin’i bekleyeceklerini sanırlarken, Kâhin’i onları beklerken buldular. “Geç kaldınız,” dedi üçünün ona doğru geldiğini görür görmez.

“Madem bu kadar hızlı yolculuk yapabiliyorsun, bizi de sen getirseydin,” diye söylendi Coda.

“Endişelenme, ana kayaya sizi ben götüreceğim. Zaten siz bu hızla Selanik’e varamadan yakalanırsınız.”

 Coda tam ağzını açmıştı ki Arya önce davranarak, “Buradan ana kayaya geçiş mi var?” diye sordu.

“Dünyanın tüm ormanları bağlantılıdır, Arya. Dünya kıtalara ayrılmadan önce büyük bir ormandan ibaretti. Bizler o dönem cadılar ya da büyücüler değildik, Orman Koruyucularıydık. Tüm ormanların bağlantısı, kayaların yerleşimi ve hareketi, fidanların ağaçlanıp çiçek ve meyve vermesi.. Kısaca ormanın tüm düzeni bizlerden sorumluydu. O vakitler insanlar bizi sever ve sayardı. Çünkü biz olmazsak, onlar rahat bir hayat yaşayamazdı. Ceramilia’nın ormanın içine kurulmasının sebebi, dünyanın ilk halindeki yaşam yerimiz olması. Bizler sadece o dönem huzur, mutluluk ve barışla yaşayabilmiştik. Kendi içimizde büyücü ya da cadı diye ayrışmıyorduk. İlk kırılma, kıtaların ayrılması ve ormanların kopmasıyla yaşandı. Orman Koruyucuları tüm ormanların arasına sihirli geçitler, bağlantılar kurdu. Kıtalar ayrılmaya, ormanlar yok olmaya başladıkça geçitler azaldı. İnsanlar, Orman Koruyucularına düşman olmaya başlayınca, kendilerini gizlemekte zorlandılar. Birçoğu geçitlerin içinde intihar etmek zorunda kaldı. Düzen bozuldukça, cadılar ve büyücüler olarak ikiye ayrıldık. İnsanlar vahşileştikçe, cadılar ve büyücüler nedense birbirine düşman oldu. Birleşmemiz gereken yerde ayrıştık. Ama bugün hala koruyuculardan kalma birkaç geçit var. Onlardan biri de tam burası, Belgrad Ormanı.”

 Böylece geçitten geçip Selanik’teki ormana vardılar. Büyük kayanın, yani ana kapının önünde son kez birbirlerine bakıp, hepsini içeriye hapsetmek için Hamid’in olmayan kanını kayaya sundular.

 Arya, Kâhin’in verdiği bıçakla Hamid’in bileğini keserek kayaya sürdü. Kâhin bir martıyı andıran sesiyle, bağırarak büyülü cümleleri haykırıyor; Coda avuçlarının içindeki ışığı karanlık gökyüzüne doğru tutuyordu. Işık bir yıldırım misali önce gökyüzüne, ardından kayaya çarparak Hamid’in bedenine düştü. Çıkan ses öyle şiddetli ve ürkütücüydü ki Arya tüm Ceramilia’nın yataktan fırladığını işitebiliyordu. Ceramilia’nın içinde bir deprem olduğunu, içlerinde hissetmişlerdi. Karanlık gökyüzü yere düşmüş, soğuk toprak göğe fırlamıştı.

 Kaya insanı sağır eden, korkunç bir ses çıkararak mühürlendi. Hamid önce yere yığıldı, sonra buharlaşarak yok oldu.

 Coda, Arya’ya gökyüzünü işaret etti. Güneş doğuyordu. Ceramilia karanlığa hapsolmuştu.

   Korkunç gürültü ve sarsıntıyla Efsun kendini odasının balkonuna attı. Yemyeşil olan Ceramilia toprağı kapkaranlık, masmavi olan gökyüzü toprak parçalıydı. Yer gök birbirine karışmıştı. Kayanın attığı çığlıkla yerinde sıçradı. Dış dünyayla Ceramilia’nın bağlantısının kilitlendiğini anlamıştı. Böyle bir şey tek kişinin aklına gelirdi. “Piran!” diye bağırdı Efsun.

 Tüm cadılar odalarından fırlamış, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.

  Sinirini kenarda tutmaya çalışarak etrafa baktı. Sıla’yla göz göze geldiğinde, her şey yerine oturdu. Kâhin’in ikizleri kullanarak geçidi kapattığını, dahası yıllar önce ona oyun oynadığını anlamıştı. Piran, Kasım tarafından onun akrabası olabilirdi ama onlar iki düşmandı. Efsun ona nasıl kanabilmişti?

 Kayanın kapanması, Ceramilia’nın kehanetteki geleceğinin başlangıcıydı. O an Efsun bir şeyi daha fark etti. Büyük Cadı henüz dünyaya gelmemişti. Arya’nın peşine boşuna düşmüş, onu yok yere Piran’ın pençesine kaptırmıştı. Ceramilia çok yakında tamamen alt üst olacaktı. Efsun duyduğu öfkeyle, sesi patlarcasına bağırdı.

 Piran, Arya’yı boşuna seçmemişti. Kayayı ona boş yere kapattırmamıştı. Efsun nasıl bu kadar aptal olabildiğine inanamıyordu. Birkaç yılı vardı. Büyük Cadı doğana kadar kayanın kilidini kırmalı ve Büyük Cadıyı Ceramilia’ya getirmeliydi. Artık onun kim olduğunu biliyordu, hiçbir şüphesi yoktu.

 Efsun’un Büyük Cadısı, Piran’ın Kadim Kişisi; Arya’nın doğacak kızıydı.    

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
kiraz kemiği
KİRAZ KEMİĞİ / BÖLÜM 26

-Arya-  (Bir Önceki Bölümden: “Ben Kâhin’im. Büyücülerin annesi.” Kitabı balkondaki masaya bıraktı. “Geri geleceğim,” dedikten sonra bir buhar bulutuna dönüşerek...

Kapat