KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 22

– Feride –

  (Bir Önceki Bölümden: Önlemler sıkıydı. Martin merkezden uzaklaştırıldıktan sonra içeri girmesi yasaklandı. Feride’yi ise doğuma hazırladılar. Bebeğin artık doğması gerekiyordu. )

3 Aralık 1929 / Saat 03.36 – Londra

   Ne bir çığlık atmış ne de gözyaşı dökmüştü. Sakince yürümüş, karşı koymamıştı. Alevler bedenini sardığında o zaten çoktan kocası ve oğullarını görmüş, onlara doğru koşmaya başlamıştı.

 O gece Feride’yi yaktılar. Merkezin bahçesine kazık dikip, cadıyı bağladılar ve odunları ateşe verdiler. Uygulama Orta Çağdan kalmaydı. Cadı öldürmeye dair bildikleri tek yol buydu. Bilim dedikleri şey ilerlemişti güya, cadının genetiğini bile incelemişlerdi ama öldürme konusunda hepsi cahildi. Sadece öldürme konusunda değil elbet, onlar insan olamayacak kadar aşağı yaratıklardı. Feride onlara hiçbir zaman boyun eğmedi.

 Her üç yaşına erişen cadı, kontrolsüz ve bilinçsizce büyü yapmaya başlar. Burada görev anneye düşer ve büyüleri kontrollü yapmayı öğretir. Doğan kızına hiçbir büyü öğretmedi. Efsun’un onları yetiştirdiği gibi yetiştirmedi. Tıpkı Hamid’i ya da ikiz oğlanları büyüttüğü gibi büyüttü son kızını. Hoş, gerçi büyütemedi; onu yaktıklarında Aylin üç yaşını dolduralı daha birkaç ay olmuştu. Her fırsatta kiraz yemeği talep ederek, kızının güçlerini köreltmek için kirazları büyüledi. Kızına yedirebildiği kadar büyülü kiraz yedirdi. Böylece üç yaşına geldiğinde büyü yapamayacak kadar zayıf olmasını diledi.

 İzlenip dinlenmediğinden emin olduğu anlarda kızına Efsun’dan bahsetti. Buradan kurtulduktan sonra Efsun’u nasıl bulacağını beynine yerleştirdi. Aylin’in dış dünyadaki yaşamına dair endişeleri vardı, kızı yalnızca Efsun’un yanında güvende olabilirdi. Annesine olan öfkesi geçmese de Aylin’in tek kurtuluşunun o olduğunu biliyordu. Feride’yi güçlü tutan tek şey buydu. Kendinden umudu uzun zaman önce kesmişti. Burada öleceğini anlamıştı.

 Martin çok uzun süre çabaladı ama Feride’yi çıkarmayı başaramadı. Nihayetinde hayvanat bahçesindeki hayvanları görüyormuşçasına, Feride’yi ve kızını uzaktan seyredebildi. İçindeki aşk ve kızına ulaşamamanın çaresizliği onu alkol batağına düşürdü. Askerlikten istifa etti, evine çekilip tüm günü sarhoş geçirdi. Geceleri merkezin kapısına dayanıyor, kadınını ve kızını istiyordu. Onu ne ciddiye ne de içeriye aldılar. Ama Martin hepsini bıktırana kadar gelmeyi sürdürdü. En sonunda uzaktan görebilmesi için güvenlikle içeri sokuldu. Kızını ilk gördüğünde Aylin dokuz aylıktı. Sarı kıvırcık saçları, aynı Martin’in annesine benziyordu. Kızını görmek, olan az bir gücünü de yitirmesine sebebiyet verdi. Kollarını parmaklıklardan içeri geçirip çöktü. Kızına uzanmak, ona sarılmak istedi. Hayatında hiç olmadığı kadar çaresiz hissetti. Başını yaslayıp hıçkırıklara boğuldu.

 Feride onun bu halini görünce kucağındaki bebeği, parmaklığın oraya getirip Martin’in dokunmasına yardım etti.

“Adı ne?” diye sordu Martin.

 Omuzlarını silkti Feride. “Onu bebek cadı diye çağırıyorlar. Ama ben Aylin diyorum.”

“Aylin,” diye tekrarladı. “Çok güzel.”

“Her gün onu inceliyorlar, Martin. Kızımızı soyup her yerine kablo takıyorlar. Korkuyor, canı acıyor, ağlamaktan yorgun düşüyor. O sadece bir bebek. Anlamıyorlar, Martin. Yakında benim içimi açıp organlarımı inceleyecekler. Öleceğim ben, peki sonra ne olacak? Kızımıza ne yapacaklar? Bensiz burada nasıl yaşayacak?”

 Bu konuşma Martin’in çıldırmasına neden oldu. Ortalığı birbirine kattı. Bunun sonucunda tekrar kapı dışarı edildiğinde başa döndü. Her içeri girmeyi başardığında Feride onu dolduruyordu. Kim bilir belki de cümlelerinin arasında büyülü kelimeler gizliydi.

 Aylin’i doğduğu andan beri inceleyen ekip hüsrana uğramıştı. Genetiğinin annesiyle bire bir uyuşması dışında hiçbir sonuç yoktu. Aksine normal bebeklere göre büyüme ve konuşma hızı son derece yavaştı. Bu yüzden Feride’ye 1929 yılına kadar katlanmayı sürdürdüler.

 29 yılının iki aralık gecesi Feride’yi odasından alarak laboratuvara götürdüler. Onu bayıltmadan ya da öldürmeden kestiler. Sadece dişini ve yumruğunu sıktı. Çığlık atmadı, ölmeyi diledi ama kızını bırakmamak için direndi.

 Bir ölüye otopsi yaparmışçasına Feride’nin iç organlarını çıkarmaya başladıklarında onun ölmediğini gördüler. Acıdan gözleri yerinden fırlamak üzereydi ama güldü. “Biz cadılar böyle ölmeyiz,” diyerek kahkaha attı. Araştırmacılar o gün ilk kez Feride’nin gözlerinin kan kırmızısı olduğunu görmüştü. Birbirlerine bakıp dehşete düştüler.

“Beni yakmalısınız.”

 Eğer planı işe yararsa ertesi gün kızı buradan kurtulacaktı.

 Güçlükle ayağa kalktı. Bedeni iki göğsünün arasından yarılmış, iç organlarının bir kısmı tezgâhta, bir kısmı da içinde hareket halindeydi. Araştırmacılar donup kaldı. “İşte gördünüz, evet, bakın bir cadıyım.” Elleriyle göğüslerini kavrayıp birbirine yaklaştırdı ve dudaklarından sadece bir mırıltı yükseldi. Kesik yavaşça kapanırken, eksik organlar birbirini tamamladı. “Daha fazla şey görmek istiyor musunuz?” Araştırmacılara doğru yürüdü. Ellerini havaya kaldırıp birbirine vurdu. Üç adamda havalanarak duvara çarptı.

 Feride herkesi öldürüp, merkezden çıkacak kadar güçlü bir cadı değildi. O normal bir insan olmayı seçmiş, bir adamla evlenip anneliği sevmişti. Tamamen normal yaşamı seçmek, cadıların bir süre sonra güçlerini kaybetmelerine neden olur. Feride’nin bu zamana kadar merkezden kurtulamamasının sebebi buydu, gücü çok azdı.

 İki araştırmacıyı havaya kaldırarak birbirine vurdu. Sonra ikisini de birer havai fişek gibi patlattı. Yerde olanları seyreden araştırmacıyı sağ bıraktı. Gücünün son damlasını ertesi gün kullanmalıydı. Kızını kurtarmak için.

 Korku içinde titreyen araştırmacının önüne gelerek, “Şimdi beni kızımın yanına götür,” diye bağırdı. “Yarın bahçede beni yakmazsan, arkadaşların gibi patlarsın. Ayrıca yakılışım sırasında kızımın babası Martin’in kucağında olmasını istiyorum. Yarın sizlerden biri ona dokunmayacak.”

  Üç aralık gecesi, Feride kazığa bağlanıp yakılırken; Aylin babasının kucağında çığlıklar atıyordu. Cadının son isteği kızının babasıyla konuşmak olmuştu. Martin’le birkaç dakikalık konuşması tamamen büyülü kelimelerden oluşuyordu. Feride alevlerin içinde gözden kaybolmaya başladığında Martin büyünün etkisindeydi. Cadı gücünün son kalıntısını ateşin üstünde kullandı. Önce Martin’e kaçması gerektiğinin bakışını attı, sonra alevleri sönmemek üzere merkeze yaydı.

 Bahçedeki kazıktan büyüyen alevler dakikalar içerisinde araştırma merkezini içerisindeki herkesle birlikte küle döndürdü. Martin Feride’nin bakışını görür görmez, küçük adımlarla geri geri gitti. Alevlerin bahçeye püskürmesiyle, arkasına bakmaksızın koştu. Arkasında dev bir yangın ve çığlıkların oluşturduğu bir kaos bıraktı.

 Aylin elini annesine uzatmış ağlamayı sürdürürken, ona yabancı olan babasıyla yepyeni bir hayata başlangıç yaptığından habersiz korku içindeydi.

  Merkezden geriye hiçbir şey kalmadı. Cadılara dair elde ettikleri tüm bulgular merkezle bir küle döndü.

  Yıllar sonra Efsun, kızının yaşadıklarını küreden izlerken tıpkı bebek Aylin gibi hıçkırıklara boğuldu. Aylin tüm yaşadığı hayatı kürenin içinde bırakıp anneannesine sarıldı.

 O gün Efsun, cadılarına bir kural daha koydu. Üremek için kayanın dışına çıkan her cadı, geri döneceği vakit kocasını Aralığın üçünde ve sabahın üç buçuğunda öldürmek zorundaydı. Yani bir cadı tarafından öldürülen her erkek, Feride’nin yandığı gün ve saatte ölecekti. Albert ve Frank Blond bu yüzden aynı gece acılar içinde ölmüştü.

 Efsun Ceramilia’yı kurarken, bir daha hiçbir cadının yanarak ölmeyeceğini ummuştu. Hiçbir erkeğin onlara zarar veremeyeceğini düşünmüştü. Ama kendi kızı, annesi gibi kazığa bağlanıp yakılmıştı. Öyleyse tüm gücü ne içindi? Neden hala yaşıyordu? Derin bir nefes aldı ve Kâhin’in sözlerini bir kez daha (yıllardır yaptığı gibi) kendine hatırlattı. Beklediği cadının Sıla olduğunu düşünüyordu. O halde kendini Sıla’nın yetiştirilmesine adayacaktı. Madem Feride ellerinden kayıp gitmiş ve yakılmıştı, o halde onun torunu Sıla ‘Kadim Kişi’ olana dek eğitilecekti.

 Fakat Kadim Kişi ya da Efsun’un beklediği o güçlü cadı Sıla değildi. Efsun’un bunu anlaması çok uzun sürmedi. Beklediği cadı dünyaya geldiği gün, Kâhin’in kehaneti gerçekleşti.

“Gelecek, dünya düzeninin alt üst olduğu yer. Toprak göğe yükselecek, gök toprağa inecek. Kızını gittiği yerde bırakmalısın. O şimdi uzun bir yolcukta ve en son durağı, annenin doğduğu toprak olacak. Orada bir kız dünyaya getirecek. O kızdan gelecek olan soy, alt üst olan dünyayı tekrardan düzene sokacak olan Kadim Kişi. Ayrıca Kadim Kişi, senin de yüzyıllardır gelmesini beklediğin cadının ta kendisi. O kız, hepimizden daha güçlü olacak.”

 Kâhin kurnaz bir kadındı. Efsun onun en büyük düşmanıydı. Kehaneti doğruydu ama eksikti. Zira bahsettiği gelecek Ceramilia’nın geleceğiydi. Kadim Kişi doğduğu gün kayanın içi alt üst olmuştu.

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
moda kasmir
En Kaliteli Penye Şal Çeşitleri

Penye şal modelleri, özellikle de genç hanımların en çok tercih ettiği spor ve kullanışlı şal modelleridir. Kapşonlu sweatshirt dahil çok...

Kapat