KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 20

“Hikayeleri yarım kalmış tüm KADINLARIN Anısına.”

– Feride-

  (Bir Önceki Bölümden:  Hamile kalmadan önce kurtulmalıydı buradan. Bebeğini bu canilerin eline doğurup ölemezdi. Onu sürükleyerek odasına geri götürürlerken kılı dahi kımıldamıyordu. Acıdan ya da az önce ona yapılanlardan dolayı değil. Korkudan…)

  İncelemeler sonucu Feride’nin normal bir insan da bulunan genleri taşımadığı ortaya çıktı. O herkes gibi değildi. Laboratuvarların daha önce bulgularına rastlamadığı tür de biriydi. Ne bir insan ne de herhangi bir hayvanla eşleşmişti. İlk kez bulunan bir türdü. Artık onun bir cadı olduğuna emin olmuşlardı. Eğer bilim yüzyıllar önce de şimdiki gibi olsaydı, çoktan cadı geni bulunmuş olurdu. Zira eski yüzyıllar da cadılar şimdiler de ki gibi saklanamıyor, hemen ifşa oluyordu. Nice kadın, sırf büyü yapabiliyor diye kazıklara bağlanıp yakılmıştı. İnsanlık daima cadılardan korkmuştu. Peki, ama neden? Ne içindi tüm bu korku da bir odun parçasına bağlanıp yakılmıştı, yüzlerce kadın? Sırf büyü yaptıkları için miydi, binlercenin korkusu? Yoksa büyü bahanesi miydi; kadın olmanın!

 Orta Çağ Avrupa’sında kaç cadının ya da asıl kelimeyi yazarsak, kaç KADININ yakıldığının listesi yoktur. Yüzlerce, binlerce, milyonlarca, belki milyarlarca kadın yakıldı. Orta Çağ bitti, engizisyon mahkemeleri kapatıldı ama ne yazık ki kadınlar diri diri yakılmaktan kurtulamadı. Kadınlar ve adamlar farklı genetikler de yaratılmıştı. Birbirinden farklılardı ve cadıları yakan adamlar ‘Büyü yapabilenin’ sadece kadın olduğunu iddia etmişti. Cadı sıfatı ancak ve ancak bir kadına yakışırdı, çünkü kadın ve adamın genetiğinin farklı olması gibi beyin işlevleri de farklıydı. Öyle ki izlediğimiz filmler de Şeytan karakteri daima kadındır. Kadınların beyni ya bir Şeytan ya da bir Cadı kadar kötüdür ve kötü olan yakılmalıdır. Yüzyıllardır algı değişmedi. Orta Çağ öncesinde hiç kadın yakılmadı mı? Yakıldı elbet. Ama esas korkunç olan: Gelecekte de kadınların yakılıyor olması.

 Feride 1929 yılında, küçük kızının gözü önünde yakıldı. Cadı olduğu için, ondan korkan bir grup araştırmacı tarafından yakılmıştı. Fakat gelecek Feride’nin yakılmasından daha korkutucuydu. Zira ondan tam 91 yıl sonra, takvim 2020’yi gösterdiğinde bir KADIN güpegündüz şehrin orta yerindeki evinde, bir adam tarafından yakılacak. O kadın, Feride’nin son yavrusuyla aynı ismi taşıyor. Kim bilir belki de Feride ‘cadı gücünü kullanarak’ geleceği görmüş ve kızına bu yüzden, kader arkadaşının adını koymuştu.

 Çağlar, yıllar değişti ama haber başlıkları aynı kaldı: Feride, Aylin ve niceleri yakıldı. Kimi kazıklara bağlandı, kimi bıçak darbesiyle yere yığıldı. Kim bilir, şuan da adını ve yerini bilmediğimiz kaç kadın daha diri diri yanmakta…  

  Feride büyü yapmayı reddetse de araştırmacılar onun cadı olduğunu biliyordu. Bilinmeyen bu genleri taşıyan biri ancak ve ancak cadı olabilirdi. İncelemelerin ardından sıra bu geni türetmeye geldi. Feride hamile kalmalı ve bebek cadı incelenmek üzere doğmalıydı. Fakat araştırmacılar bir cadının babası olmaya istekli değildi. Aralarından biri bu görevin, işine sadık bir askere verilmesini önerdi. Hem böylece doğan çocuk güçlü bir askerin genini de taşıyarak doğacaktı. Fikir onaylandı. Göreve, Feride’yi onlara getiren asker seçildi. Martin büyük bir onur duyarak görevini kabul etti. Fakat başına geleceklerden habersizdi.

 Feride ona ne yapacaklarını biliyordu. Kimi seçtiklerini öğrendiği an planını uygulamaya başladı. Martin’i kendine aşık edecek, onun babalık duygularını kabartacak ve sonra buradan kendini çıkarttıracaktı. İhtiyacı olan tek şey kirazdı. Yapabilirdi.

 Martin odasına gelmeden bir gün önce bir tabak kiraz istedi. Başta ona aldırış etmedilerse ısrarla istemesinden şüphelenerek kirazı ona verdiler ve gözlerini Feride’nin odasına diktiler. İzlendiğinin farkındaydı. Hepsini yedi. Çekirdeklerini de bir pislik gibi görünmek için yere tükürdü. Sadece bir tanesini dilinin altına sakladı. Onu büyüledi ve Martin geldiğinde hiç karşı koymadı. Tek yapması gereken kiraz çekirdeğini Martin’e yutturmaktı.

 Çekirdeği ağzında tuttu ve Martin’i öyle bir tutkuyla öptü ki Asker neye uğradığını anlayamadan çekirdeği yutuvermişti.

 Büyü başarılı oldu ama plan Feride’nin hesapladığı gibi gitmedi.

 Tek birliktelikte hamile kalmıştı, bu yüzden Martin’i uzun bir süre görmeyecekti. Hamileliğin her saatini gözlemliyor, hiçbir süreci kaçırmak istemiyorlardı. Yapılar testlerde bebek normal görünüyordu. Doğum yaklaştıkça araştırmacılar bir cadının daha gelmeyeceğinden endişe etmeye başlamıştı.

  Öte yanda Martin, birlikte oldukları andan beri Feride’yi düşünmeden edemiyordu. O gün Feride kulağına “kızını bir fare gibi incelemelerini gerçekten istiyor musun?” diye fısıldamıştı. “Bana yaptıklarını kızına da mı yapsınlar istiyorsun? Sen kötü bir adam değilsin, Martin. Sen harika bir baba olursun.” 

 Dudağının arasındaki tütünü içine çekerken Feride’nin kulağına fısıldadığı tüm sözler beyninde çınlıyordu. O gün neden karşı koymadığını düşünmüştü ve tam o sırada Feride onun aklını okumuşçasına, “Çünkü seni sevdim, sevmesem o yola çıkıp seninle gelir miydim sanıyorsun?” demişti. “Madem cadıyım, daha o an seni yok eder ve kaçardım. Ama buradayım, bak, kollarında.”

 Bir anda ağzındakini yere atıp ayağa kalktı. Cadı onu büyülemiş olmalıydı, yoksa niçin sürekli onu ve söylediklerini düşünüp dursun?

 Mantığı büyülenmiş olduğunu söylese de kalbine söz geçiremiyordu. Ona ne oluyordu böyle? O kahrolası cadı ne yapmıştı!

 Bir süre merkezden izin alıp evinde dinlendi. Feride’yi görmezse büyünün etkisi geçer diye düşündü. Yanıldı. Görmediği her gün içindeki kor büyüdü. Nihayetinde Feride’yle konuşmak için geri döndü.

 Hiddetle odasına girmişti ki şiş karnını görünce durakladı. Cadı elini karnına koyarak ona gülümsedi. “Nerede kaldın, Martin? Bizi niye onlarla yalnız bıraktın?” yaklaştı, elini tutarak karnına koydu. “Seni çok özledik, babası.” Öyle güzel gülümsüyordu ki diyeceği ne varsa unutmuş, Feride’nin sesindeki ahenge kapılmıştı. Elinin altındaki bebeği hissettiğinde darmadağınık oldu. “Doğuma az kaldı,” diye fısıldadı Cadı. “Bizi buradan çıkarmalısın, yoksa beni de bebeğini de parçalara ayırıp inceleyecekler. Senin canından bu bebek, babası sensin. Bir baba gibi kızını kurtarmalısın, Martin.” 

 Tüm öfkesi dinmişti. Yumuşacık olmuş, hatta eğilip Feride’yi öpmüştü.

 Aşkın insanın gözünü kör ettiği söylenir. Martin de aşkın ağına düşmüştü. Büyü olsun ya da olmasın. İzlendiklerini bildiği halde karşı koyamadı. Öpücükle başlayan duygu, merkezden uzaklaştırılmasına varana dek ulaştı.

  Önce kendi istekleriyle Martin’i Feride’nin yatağına sokmuş sonra da Martin isteyerek onun odasına girdi diye bir dünya yaygara koparmışlardı. İşte o an Feride’nin söylediği her şeyin gerçek olduğunu anladı. Hem sevdiği kadını hem de çocuğunu kobay faresi gibi inceleyip, işleri bitince öldüreceklerdi. Martin’in çocuğunu, onun kanından canından olan masum bebeğini… Buna izin veremezdi.

 Önlemler sıkıydı. Martin merkezden uzaklaştırıldıktan sonra içeri girmesi yasaklandı. Feride’yi ise doğuma hazırladılar. Bebeğin artık doğması gerekiyordu.  

– Efsun –

  ( Bir Önceki Bölümden: Efsun kapıya vardığında kafasında hala bir sürü soru vardı. Ama Kâhin hiçbirini sormasına izin vermeden onu dışarı itti. “Seninle tekrar karşılaşacağız, Efsun. Gelecek senin cehennemin olacak ve ben o ateşin ta kendisi olacağım,” dedikten sonra kapıyı suratına kapattı. Efsun arkasını döndüğünde ağaç ev yok olmuştu. )

  Ceramilia’ya döndüğünde yaptığı yolculuğun ağırlığı kısa sürede kendini gösterdi. Efsun insanlara, özellikle erkek ırkına karşı öfkeliydi. Annesinin babasından (babası sandığı adamdan) ne kadar çok eziyet çektiğini görmüştü. Sonra da en az babası kadar gaddar bir adamla evlendirilmişti. Baba dedikleri o engizisyon kuklası, tüm kızlarını kilise üyesi dostlarına satmıştı. Efsun o adamla evlenmeyi istememiş, evlilik törenine dek ağlamıştı.

 Muharrem o dünyaya ait tanıdığı tek iyi adamdı. Onun da genlerinde Kasım da bulunan büyü geni olduğuna inanmış, iyiliğinin sebebinin bu olduğunu düşünmüştü. Sonuçta Kasım bir büyücüydü ve Muharrem de onun yeğeni; saf insan olamazdı, değil mi? Oysa Feride’nin evlendiği Tarık hem safkan bir insan hem de askerdi. Feride artık engizisyonun olmadığını söylemişti ama o nereden bilecekti ki, babası Muharrem gibi iyi biriydi. Feride engizisyonun ne olduğunu bile bilmezdi, o dönemi görmemiş yaşamamıştı.

 Tarık ölmeliydi, kızını korumanın başka yolu yoktu. Feride’nin bir gün onu anlayarak affetmesini diledi. Kızını kaybetmişti, bir asker uğruna! Öfkeden her yeri dağıttı. Bir süre Rüya’yı görmek istemedi. Onu kızlarından birine büyütmesi için verdi.

 Kâhin’i dinlememeli, kızının peşine düşmeliydi. Ama hiç gücü kalmamıştı. Dışarda çok uzun süre kalmış ve gücünü tüketmişti.

 Yaptığı hiçbir büyü Feride’yi ona getirmedi. Her gün onu getirecek yeni bir büyü arayışına giriyor ve sonuçsuz kalınca eline geçeni fırlatıyordu. Bir süre sonra gücünü toparlamış olması gerekirken, iyice elden ayaktan düşecek hale geldi. Öyle ki hastalanarak yatağa düştü. Ama yine de yatmayı reddediyor, aklına yeni bir yol geldiği an yataktan fırlayıp büyü yapmaya koyuluyordu. Annesinin bu haline en çok üzülen, ilk kocasından olan kızı Zehra’ydı. Gerçek adını kilise koymuş ve Efsun hiçbir zaman o adı benimsememişti. Bu yüzden Muharrem’in koyduğu isim kızı için biçilmiş kaftan gibiydi. Zehra annesinin tüm yaşadıklarını bilen tek kızıydı. Anneannesini ve teyzelerini çok net hatırlamasa da yaşadıkları zulmü iyi biliyordu. Ayrıca annesine yaptıkları için kızmayan tek evlattı.

“Keşke Feride’yi aramaya giderken beni de götürseydin, anneciğim. Ben onu ikna ederdim.” Edemezdi. Çünkü aşk ve analık duygusu Feride’yi bütünüyle içine çekmişti. Hayatı boyunca da annesini affetmeyecekti. Ama Zehra “bir kere onunla konuşabilsem,” diye düşünmeden edemiyordu.

 Yıllar Efsun’dan gücünün yanı sıra görüntüsünü de götürdü. İnsanlara karşı ne kadar kötü olursa olsun, o bir anneydi ve kızının kaybıyla yaşadığı hüzün onu çökertmişti. Artık insan yaşıyla otuzlarında değil, ellilerinde gösteriyordu. Büyü bile onu otuzlarına geri döndüremiyor, zaten kendisi de dönmek istemiyordu. Bundan sonra tek amacı Feride’nin kızının ona gelmesini beklemekti. Ondan sonra da beklediği o cadıyı yetiştirecek, onu kendi yerine geçirip, kızının yanına göçüp gidecekti. Kâhin beklediği cadının Feride’nin soyundan geleceğini ve Ceramilia’yı bulacağını söylemişti. O cadının Feride’nin doğacak kızı ya da torunu olmasını diledi. Zira daha ne kadar dayanabilirdi, bilmiyordu.

One thought on “KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 20

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
yetenekli kadınlar
Arzu Özcan, @arzumagore , Yetenekli Kadınlar

Yeni yılda da Yetenekli Kadınlar bölümümüze kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün yine sizleri çok yetenekli bir hanımla tanıştıracağım. Arzu hanım,...

Kapat