KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 13

-Sibel-

 ( Bir Önceki Bölümden: “Falcı mısınız?” sorumun üstüne alaycı bir ifade takındı. “Hayır, tatlım,” o güzelim gözlerinde küçük bir kıvılcım belirdi. “Ben bir cadıyım.” O an kıvılcımın bir kan lekesine dönüştüğünü gördüm. )

  Cadı mı dedi az önce? Yanlış duymuş olmalıyım. Yahut alay ediyor olmalı. Tamam, tuhaf ve biraz ürkütücü biri ama cadı mı?! Ah hadi ama!

 Tam kahkaha atacaktım ki sokak kapısı gürültüyle kapandı. Ardından Deniz’in ergen sesi duyuldu. “Kapı için özür dilerim! Biz geldik.”

 Arya bana gözlerini kırpıştırarak bakıp elindeki yarım kirazı iki parmağı arasına sıkıştırdı. Cadı şakasından sonra gülmeye hazırlanan surat ifadem, kirazın parmakları arasında toz zerrelerine dönüşüyle donup kaldı. Parmaklarını açtı ve kiraz, kırmızı sim taneleriymişçesine havaya karıştı.

 Oturduğumuzdan beri dokunmadığı kahve fincanını eline alarak gülümsedi. “Balkondayız tatlım, kahve içiyoruz.” Fincanı dudağına götürürken göz kırptı. Yüzümdeki ifadeyi bozamıyor, mimiklerimi oynatamıyordum.

 Alper’in, “Oo, uyanmaya çalışıyorsunuz sanırım,” diyerek karşımda dikilmesi bile kaslarımı gevşetemedi. Sıradan hayatıma, kabuslu gece ve toza dönüşen yarım kiraz biranda fazla gelmişti.

 Arya ayağa kalkarak yerini Alper’e verdi. Kendisi de omuzlarımı salmamı sağlamak için olsa gerek, bizi yalnız bırakarak içeriye girdi. Onun gitmesiyle kaslarım rahatlamış, tuttuğum nefesi salmıştım.

“İyi misin?” diye sordu, gözünden hiçbir şey kaçmayan askerimiz.

Bir anda ona döndüm ve kırk yıllık karısıymışım gibi çirkefleşerek, “Neredeydin?” diye tısladım. Anında kaşlarını çattı.

“Deniz beni polis merkezine bıraktı, o da markete gitti. Bir Türk polis bulup, Dane’yle ilgili birkaç soru sordum.” Bana doğru eğilerek fısıldamaya başladı. “Yanmış bir çocuk cesedi bulunmuş, alınan DNA örneğine göre çocuk kayıp kız Melodi’ymiş ve Dane’nin parmak izi varmış. Adam zaten eski Nazi olduğu için dosyası kabarıkmış. Karısı Türk asıllı, çocuk da yarı Türk olunca fazla araştırma yapmamışlar. Üstüne bir de cesedin bulunduğu dönem de Arya karnındaki bebeği kaybetmiş. Doktor raporunda karnının kesildiği ve bebeğin içerden çıkarılmaya çalışıldığı yazıyormuş. Onu hastaneye kocası getirdiğinde Arya kendinde değilmiş. Kendine geldiğinde, Dane’nin yapmadığını söylemiş ama kimseyi inandıramamış. Bana sorarsan, bu aileden haber yapmamalısın. Bence kitap yaz. Oldukça karışık bir şeyin içinde gibiyiz.”

 Alper’in de bir şeylerin farkına varmış olması içimi biraz rahatlatmıştı. “Evet, bence de şeytan üçgeni gibi bir şey bu. Beni bir daha Arya’yla yalnız bırakma!”

 Gamzelerini ortaya çıkararak gülümsedi. “Ne o korktun mu?”

 Gözlerimi kısarak onu kınadım.

“Tuhaf kadın, evet, ama bir canavar olduğunu sanmıyorum. Seni yiyecek hali yok ya!”

 Şüpheliyim…

“Gülmeyeceğine söz verirsen, bir şey soracağım.”

“Söz veremem. Komikse gülerim.”

 Gözlerimi devirerek iç çektim. “Tamam, vazgeçtim.” Sandalyemi itip ayaklandığım an, bileğimi tuttu. Elinden bedenime geçen sıcaklık, tüylerime dek yayıldı.

“Gülmeyeceğim, söz.”

 Elini çekti, ben de oturdum. “Cadılara inanır mısın?”

 Kuvvetle dudaklarını birbirine bastırdı. Yanakları şişip kızardı. Cevap veremeden, balon balığı misali şişti. Ona kaşlarımı çatmış bakarken, gülmemek için verdiği mücadeleyi kazanıp içindeki nefesi dışarı saldıktan sonra başını iki yana salladı.

“Cin, Melek ve Şeytanlar gerçek ama Cadılar, Periler, sonra ne bileyim Elfler ve tüm sihirli yaratıklar masaldan ibaret.” Omuzlarını silkti. “Yani, bence Casper ya da Scooby-Doo ne kadar gerçekse, Cadılar da o denli gerçektir.” Bembeyaz dişlerini göstererek sırıttı. “Sen varlıklarına inanmıyorsun, değil mi?”

 Önce dilimi üst dişlerimin üstünde gezdirdim. Sonra omuzlarımı serbest bırakıp, gözlerimi devirdim. “Cadıları bilemiyorum ama dün gece gerçek bir Shrek gördüğüme yemin edebilirim,” diyerek ayağa kalkıp içeri girdim. Bu kez beni tutmasına fırsat vermemiş, “Shrek mi? O ne alaka şimdi?” diye seslenmesini umursamamıştım.

  Arya benimle yalnızken çok farklı, Deniz ve Alper varken çok farklı oluyordu. Oğluna yaklaşımını gören, dünyanın en iyi kalpli annesi olduğunu söylerdi. Bana, birden çok kişiliği olan, psikolojisi bozuk biri izlenimi verdi. Cadı mı bilemiyorum ama kesinlikle ruh hastasıydı. Belki de kızını kendi yakmış ve kocasının parmak izini kendi elleriyle bırakmıştı. Kim bilir, belki de karnını bile kendisi yarıp bebeğini çıkartmaya çalışmıştı. Tüm bu düşünceler, tanımadığım kocası Dane’ye üzülmeme sebep oldu.

 Arya’yla yalnız kaldığımız bir dakika bile ürpermem için yeterli oluyordu. Beni baştan ayağa süzüyor, ben de bir sapık izlemini bırakıyordu. İlk fırsatta kendimi tuvalete kilitleyerek Haldun Beyi aradım. Fakat telefonuna ulaşamadım. Alper’e, en son Haldun Beyle ne zaman konuştuğunu sorunca, “Sabah polis merkezinden çıkınca,” dedi.

“Bizi neden buraya göndermiş sordun mu?”

“Neden fısıldıyorsun? Ayrıca hayır, sormadım.”

“Sen de fısıldar mısın, lütfen! Duyulmak istemiyorum.”

 Tam o sırada odaya Arya gelince sustum. Alper bir bana bir Arya’ya bakıp kaldı.

Cesaretimi toplayıp, “Böyle boş boş duracak mıyız?” diye sordum. “Buraya ne için geldiysem onu yapmaya başlamak istiyorum.”

 Arya tam karşıma oturarak gülümsedi. “Buraya ne için geldin?”

“Evinizdeki yarığın haberini yapmak için.”

 Ellerini iki yana açtı. “Tüm evi gördün, bir yarık yok.” Elinde üstünden duman çıkan bir kupa vardı. Dudağına götürüp koca bir yudum aldı. “Ayrıca, yarı Türk kızını yakan Alman babanın haberi daha çok ses getirir.” Yüzüme sahte bir gülümsemeyle bakarak devam etti. “Yani ille de haber yapacağım diyorsan.”

 Kaskatı olmuştum. Alper iyi bir gözlemciydi. Çenemin kitlendiğini anlamış olacaktı ki, “Öyleyse ne için buradayız?” diye sordu.

“Sizden,” diyerek Alper’i işaret etti. “Kocamı soktukları o yerden çıkarmanızı istiyorum.”

“Hapishaneden mi?”

“O masum, kızımız hayatta. O küller hangi çocuğa aitti bilmiyorum ama Melodi değildi. Birinin kasıtlı yaptığına inanıyorum.”

“O halde iyi bir avukat tutarak, kocanızı oradan çıkarabilirsiniz. Masumsa elbette kanıtlanacaktır.”

“Bu avukatlık bir mesele değil. Kaldı ki, Dane’nin zaten bir avukatı var. Ama ben onu oradan kaçırmanızı istiyorum.”

“Anlamadım?”

 Alper’in burnundan soluk vererek gülmesi, kitlenen yerlerimin normale dönmesinde yardımcı oldu. Arya’ya, benim sabah ona baktığım gibi bakıyordu. ‘Sen aklını mı kaçırdın!’ dercesine.

“Ben bir askerim, Hanımefendi. Hapis..”

“Eski bir asker!” Arya’nın sesi jilet gibi kesmişti. Bu sefer kitlenme sırası Alper’deydi. “Tımarhaneye kapatıldıktan sonra mesleğinize bir daha dönemediğinizi biliyorum. Haldun gibi adamların verdiği korumalık görevindesiniz. Sizin mesleğiniz bu, bir nevi eğitimli uşaksınız. Ve paranızı Haldun’dan, burada ben ne dersem yapmak için aldığınızdan dolayı, kocamı hapisten kaçıracaksınız.”

 Ayağa fırlayıp saçını başını yolma istediğiyle doldum. Fakat olduğum yerde merak ve endişeyle Alper’e bakmaktan başka bir şey yapmamıştım.

“Hakkınız var,” dedi uzun bir sessizlikten sonra. “Paramı Haldun Beyden alıyorum. O yüzden sizin uşağınız değilim.” Ayağa kalkarak kapıya doğru yürüdü. Tam odadan çıkacaktı ki Arya;

“Haldun benim ikiz kardeşim,” deyince durdu.

 Bu gerçek olabilir miydi? Patronum ve karşımdaki ürkütücü, güzel kadın ikiz miydi yani? Ah, hayır! Asla!

 Ona daha dikkatli baktığımda, patronumla aralarındaki müthiş benzerlik, tüylerimi diken diken etti.

 Alper geri adım atmadı. “Neyiniz olduğu önemli değil. Siz Haldun Bey değilsiniz, benim için önemli olan da bu.” Bana döndü. “Ben gidiyorum, istiyorsan benimle gelebilirsin.”

 Arya’nın yüzündeki mimik bile değişmemişti. Çözmek istemediğim garip bir kadındı ve bir saniye bile onunla baş başa kalamazdım. Ayağa kalktım, bir şey söylemeden Alper’in yanında durdum. Birlikte odadan çıkacakken önce Arya’nın, “Ben gidebilirsiniz dediğimi hatırlamıyorum,” diyen sesi duyuldu, sonra da tam önümüze sihirli bir duvar örüldü. Birbirimize bakıp öylece kalakaldık.

 Arya sesini temizlercesine öksürdü. “Ne diyordunuz?”

 Arkamızı döndüğümüzde odadaki balkon kapısının ve pencerelerin olmadığını; Arya’nın ayakta, kırmızı gözleriyle, sırıtarak bize baktığını gördük. Dört duvarın içinde, cadı olduğunu söyleyen deli bir kadınla baş başaydık.  

One thought on “KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 13

  1. Gene çok heyecanlı ve güzel bir bölümdü…Yeni bölümü dört gözle bekliyorum.Kalemine sağlık👏🏻👏🏻👏🏻

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
KİRAZ KEMİĞİ – BÖLÜM 12

10 Ocak 1921 / Efsun ve Feride   ( Bir Önceki Bölümden:  Nihayetinde 1917 yılında dış dünyaya çıkmayı başardığında, Birinci...

Kapat