Bölüm 8 : Yalnız Anne

Bebeğimizin yeni fotoğrafını aldıktan sonra hastaneden ayrıldık.

Eve geldiğimizde bebeğimizin minik fotoğrafını elime alıp, Serhan’a verdim. Onu yanında götürmesini istedim. Alnıma bir öpücük kondurduktan sonra, “Üzgünüm ama bu senin çektiklerinden çok daha güzel bir fotoğraf,” dedi. Bu, bebeğimiz olacağını öğrendiğinden beri söylediği en güzel cümleydi.

Serhan her zaman çektiğim fotoğrafların en iyileri olduğunu savunurdu. Karakteri gereği fotoğrafçılardan hoşlanmayan, düğün çekimimizde bile fotoğrafçımıza öcüymüş gibi bakan bir adam. Buna rağmen, bir fotoğraf aşığına, fotoğraf çekme konusunda eğitim alan birine, ‘bana’ aşıktı ve tanıştığımız günden beri çektiklerimi beğenirdi. Onun gözünde, tüm fotoğrafçılar başarısız, bir ben başarılıydım. Beni ona aşık eden sebeplerden biri de buydu; başarılı olamadığım konularda bile, beni takdir eder ve ne kadar başarılı olduğumu söylerdi. Onun gözünde ben başarıda zirve yapmış, güçlü bir kadındım. Mücadele edemediğim hiçbir şey yoktu. Asla, “başaramadım, başarısız oldum,” dediğimi kabul etmez.

Parmak uçlarıma yükselip onu öptüm. “Fotoğrafı bu kadar güzelse, kendisini düşünemiyorum bile,” diyerek iç çektim.

Başını sallayarak, “Sana benzerse evet, dünyanın en güzel bebeği olur,” dedi. İşte onu sevmem için bir sebep daha.

O an ona söylemedim ama bebeğimizin ona benzemesini istiyorum. Tıpkı babası gibi kocaman mavi gözleri olsun. Sarı saçları, güzel bir gülüşü… Ama her şeyden önemlisi onun gibi mükemmel bir insan olmasını istiyordum. İçi de dışı da babasına benzemeliydi. Aksi halde bana benzeyen bir şeyle nasıl başa çıkarım bilmiyorum. Yaramaz ve asi bir çocuktum ben. Ailem A ise, ben Z idim. Kafamın dikinden başka yol bilmezdim. Hala da değişmiş sayılmam…

Ertesi akşam ailemi yemeğe çağırdık. Bebeğimiz olacağını birlikte söyleyecektik. Çoğu şeyi tek başıma yapmış, çoğu haberi tek başıma vermiştim ama bu birlikte vermemiz gereken bir haberdi.

Yemek bittikten sonra Serhan’la ayağa kalktık ve az sonra ailemin yüzünde belirecek o dehşet verici ifadeyi görebilmek için konuşmaya başladık.

Ölüm gibi bir şeydi… Herkes susup birbirine baktı. Masada annem, babam, ablalarım, eşleri ve çocukları vardı. Biz çekirdek olarak bile kalabalık bir aileyiz. İki ablam var ve “bu dünyada Serhan’dan sonra kim olmadan mutlu olamazsın” derseniz “ablalarım” derim.

İlk tepki büyük eniştemden geldi. Kalktı ve Serhan’ın elini sıkarak tebrik etti. “Zaten aile de yeni bir bebeğe hasret kalmıştı,” diyerek güldü.

Anneme en içten tebessümümle baktım.

Yüzündeki ifadenin neden bu kadar korkunç olduğunu açıklayayım:

Düğünden sonraki süreçte, insanların bana acıyarak “hamile kalırsan ne yaparsın?” gibi aptalca sorularına deliriyor ve aldıracağımı söylüyordum. Ayrı yaşarken bir bebek doğurmam mevzu bahis dahi olamazdı. Annem, “kıyamazsın, deme öyle,” dedikçe, kesin bir kararla aldıracağımı, onun da haberi dahi olmayacağını söyleyebiliyordum.

Şimdi annem, ölüm haberi vermişim gibi bakıyordu. Çünkü henüz doğmamış torununu aldırmamdan korkuyordu. O yüzden ona en içten tebessümümle baktım ve bebeğimizin kalp atışını duyduğumuzu, doğumunun da önümüzdeki kış olacağını anlattım. O an salonumun bile koca bir iç çektiğini işittim.

Sonraki tepki babamdan geldi. Dolan gözlerini saklamaksızın kalkıp bize sarıldı. Aldığımız zorlu karardan dolayı mutluydu ve bizi taktir ediyordu. Kalbinin minnetle dolu olduğunu duyabiliyordum.

Annem ve babam için hiç büyümedim. Onların hala küçük kızlarıyım. İlk korku hissini atlattıktan sonra gururla baktılar bana. Küçük kızlarının anne olduğunun gururuydu bu. Üstelik anneliğin ilk aşamasını yalnız geçirecektim. Annemin ve babamın küçük kızı, artık yalnız anneydi…

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 7 : Tohum

Serhan her şu kapıdan girdiğinde aynı heyecanı hissediyorum. Ayrı kaldığımız zaman zarfında yaşadıklarımızın hiçbir önemi olmuyor. Eve girip beni kolları...

Kapat