Serhan her şu kapıdan girdiğinde aynı heyecanı hissediyorum. Ayrı kaldığımız zaman zarfında yaşadıklarımızın hiçbir önemi olmuyor. Eve girip beni kolları arasına aldığı an her şeyi arkamızda bırakıyoruz. Bizi biz yapan, güçlü kılan, birlikte olmamızı sağlayan bağ tam olarak bu.

Ertesi sabah Serhan’ı elinden tutarak mutfağa götürdüm. Daha önceden hazırladığım toprak dolu saksıyı masanın üstüne koyarak, dolaptaki içi tohum dolu poşeti çıkardım. Serhan tepkisizce beni izliyordu. Poşeti açtım ve tohumlardan birazını onun avucuna koydum.

“Birlikte çiçek mi ekmek istiyorsun?” diyerek gülümsedi. Gözlerinin içine bakarak başımı salladım. Ve birlikte tohumları saksıya diktik.

Ellerini yeniden tutarak, “Şimdi bu tohum toprağa karışıp filizlenecek. Sonra dünyanın en güzel çiçeği olacak. Çünkü onu biz ektik. Sen ve ben yaptık,” dedim.

Sakince, “Hamile misin?” diye sordu.

Yavaşça başımı salladım. Ellerimdeki ellerini çekip beni kendine bastırarak sarıldı. Bir şey söylemedi, hiç bir şey…

Kulağımı kalbine dayadım, o an duyduğum hissiyat, üzüntü ya da mutluluk değildi. Korkuydu. Ama aynı zamanda yoğun bir inanıştı. Bana inanıyordu, her şeyle tek başıma mücadele edebildiğim gibi bebeğimize bakabileceğime de inanıyordu. Ama çok korkuyordu, tüm hamilelik sürecinde yanımda olamamaktan. Sadece dile getirmiyordu. İnanışını da korkusunu da sessizce yaşıyordu.

Tüm hafta boyunca hiçbir şey söylemedi. yaptığı tek şey normalden daha fazla sarılmaktı. Sanki tüm hücreleriyle yanımda olduğunu hissettirmek istiyordu. Gücüme güç katıyordu.

İki gün sonra birlikte hastaneye gittik. Bebeğimizin kalp atışını dinleyecektik. Serhan duygularını belli etmeyen bir adamdır. Beni istemeye geldikleri gün tuzlu kahvesini içerken yüz şekli nasıl değişmediyse, doktor monitördeki noktayı gösterdiğinde de değişmedi. Fakat gözbebeğine yayılan sevgiyi görmüştüm. Nokta dahi olsa, bebeğimizi anında sevmişti. Babalık en çok ona yakışacaktı. Yanımızda olamasa dahi.

Doktor gülümseyerek bize bakıp, “Kalp atışını duymaya hazır mısınız?” diye sordu. Elim Serhan’ın avcunun içindeydi. Sakince başımızı salladık.

Kulaklarımızdan kalbimize dolan minik pıt pıt seslerini duyar duymaz büyülendim. Ve o an içim yoğun bir korkuyla doldu. Onu kaybetme korkusuyla. “Ya 9 ayı dolduramadan onu kaybedersem?” “Baştan beri onu istemediğim için ya kavuşamazsam?” Sorular birer birer beynimde cirit atarken, Serhan’ın bilinçsizce elimi sıktığını fark ettim.

O da en az benim kadar korkuyordu. Ama onun korkusu yanımızda olamamak, bebeğimizin doğduğunu ve ilk aylarını görememekti.

Yalnız anne olmaktan ben de korkuyordum. Ama başarabileceğimi biliyordum. Artık başarısız olmak yoktu. Hiçbir bebek, başarısız bir anneyi haketmiyordu…