Bölüm 58 : Yaşam Döngüsü

Güneş küçük kızın gözlerini kamaştırıyor, rüzgar ipek saçlarını savuruyordu. Kız minik elini kaldırarak gözüne siper etti. Güneş’e alerjisi vardı ve saatler sonra cildi kızarmış olacaktı. Yine de çimenlerin üstünde tavşan gibi zıplıyordu. İki yaşında dünya güzeli bir çocuktu.

Bir anda Güneş yerini kara bulutlara bıraktı. Gökyüzünden tüm dünyaya çığlıklar yayıldı.

Küçük kız sesin geldiği yöne doğru kafasını kaldırdığında, üstüne gelmekte olan koca koca metal parçalar gördü. Onun ne olduğunu anlayamamıştı. Milyonlarca metal parçası ve çığlıklar…

Küçük kızın gördüğü şey parçalanarak düşen bir uçaktı.

Kız olduğu yerden kımıldamadı. Metal parçasının en büyüğü kızın biraz ilerisine gümbürtüyle düştüğünde kızın yanakları ıslanmıştı.

Bir süre ağlayarak uçağa baktı. Gökyüzü karardı. Uçak alev aldı.

Küçük kız uçağa doğru, “Anne!” diye koşunca, ter içinde yataktan fırladım.

2033 yılındayız ve tam iki yıldır aynı rüyayı görüyordum. Her sabah aynı korkuyla uyanıyor, kızı alevlerin arasından almam gerektiğine inanıyorum.

Serhan gözlerini ovuşturarak doğrulup beni kollarına çekti. “Yine mi o kızı gördün?”

Tam iki yıldır neredeyse her sabah aynı soruyu soruyor, yine de beni sakinleştirmekten bıkmıyordu.

Yavaşça başımı salladım. “Yapalım,” dedim. Nihayet pes etmiştim. “Dediğin şeyi yapalım. O kızı bulup evlat edinelim.”

Evrakları bulduğum ve Serhan’ı kovduğum gecenin sabahında zonklayan bir başla kalktım yataktan. Oğlum uyuyordu, onu uyandırmadan aşağı kata indim. Tüm dağınıklık toplanmıştı. Salondan televizyon sesi geliyordu.

Gitmemişti. Serhan televizyonun karşısında tükenmiş halde oturuyordu. Üstünü bile değiştirmemişti, zaten nasıl değiştirecekti ki, onu odaya almamıştım.

Geldiğimi görünce ayağa kalktı. “Günaydın, biraz daha iyi misin?”

“Gitmemişsin.”

Omuzlarını silkti. “Böyle bitemez, Eylül. Bir gün beni anlayacak ve eminim, af edeceksin. Bir oğlumuz var. Seni ve onu çok seviyorum. Bizi dağıtma.”

Ağlamaya başladım. Bir anda oldu, kontrol edemedim. Yanıma gelerek beni kollarına aldı. “Gitseydim biterdi, biliyorum. Burdayım, gitmedim.”

“Murat’a hamile olduğumu öğrendiğimde kürtaj için randevu aldım. Onu öldürmek istedim, Serhan. Doğurmaktan, anne olmakdan ödüm kopmuştu. Şimdi yeniden anne olmayı isterken bebeğimi kaybettim. Onu benim yüzümden kaybettik.”

Serhan’a ya da diğerlerine, Murat’ı aldırmayı düşündüğümden, hatta kürtaja gittiğimden hiçbir zaman bahsetmemiştim. Bu benim en büyük sırrımdı ve kızım öldüğünden beri çok ağır geliyordu.

“Hişş,” diyerek saçımdan öptü. “Ama Murat’ı aldırmadın, değil mi? Onu doğurdun. Neredeyse tüm hamilelik dönemini bensiz geçirdin. Doğumdan sonra da bir süre yoktum. Ona bir baksana, Eylül, o muhteşem bir çocuk ve bunu tek başına başardın. Sence Murat istenmeyen bir çocuk gibi mi? Bence değil. Sanki hayatımız boyunca, deli gibi onu istemişiz gibi.. Başta korkmuş olman çok normal. Senin yaptığını yapabilecek kaç insan var ki? Eğer ilk öğrendiğinde aldırmayı düşündüğünü bana deseydin, işte o zaman sana aldır derdim. Çünkü bir bebek fikrinden ben daha çok korkuyordum. O dönemler bizim için çok zordu, hayatım. Ve tüm yaşananlar benim suçumdu. Her şeyi bırakıp yanına gelebilirdim. Daha ilk günden İstanbul’a yerleşebilirdik. Ama bu düşünceden korktum. İş bulamamaktan, beş parasız kalmaktan.. Bilemiyorum, parasız ama mutlu mu olurduk, yoksa çıldırır ve Almanya’ya döner, tamamen mi kopardık… Senin oraya uyum sağlayacağından emindim ama kendimden emin olana kadar buraya yerleşemezdim.”

Böylece evliliğimize bir şans daha verdik. Bir daha da kızımızdan ve uçağın düştüğü günden bahsetmedik. Yerleştik, işlerimizi yoluna koyduk.

Yeğenlerim büyüyüp, teker teker yuvadan uçmaya başladı. Oğlum büyüdü. Gittikçe babasına daha çok benzedi.

Son iki yıla kadar her şey rayında devam etti. İki yıl önce rüyayı ilk gördüğümde günlerce kendime gelemedim.

Rüyayı gördüğüm ilk gün, bir uçağın düştüğünü biliyordum. O bir rüya değil, bir öngörüydü.

Şimdi 2033 yılında, 39 yaşındayım. Murat on dört, en büyük yeğenimin kızı beş yaşına girdi. Ah, dünyalar tatlısı bir cimcimemiz var. Murat’ın dibinden ayrılmak bilmiyor. Murat’sa ablamın sarı kafalı oğlu Fehim’in dibinden ayrılmıyor. Fehim, yeğenlerimin arasında en küçük olarak kaldı. Geçen ay on yedi oldu. Onun bir büyüğü çılgın kız, benim izimde devam ediyor, birlikte fotoğraf çekiyoruz. Aile arasında fotoğrafçılık yapmaya devam ediyorum, o da benim asistanım.

Ortanca yeğenlerim, peş peşe doğdukları gibi peş peşe evlendiler. Aileden birkaç ay arayla iki gelin çıkınca, en çok annem ağladı.

Hayat tüm hızıyla devam etti.

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Hatice Civelek, @caycicegi, İğne Oyası Tasarımcısı

Yetenekli Kadınlar köşemizin ilk konuğu şüphesiz, herkesin @caycicegi ismi ile bildiği Hatice ablam olmalıydı :) Kendisini instagram'da harika iğne oyaları...

Kapat