Bölüm 57 : “Hayat Bazen Üstüne Yıkılıyor İnsanın.”

Mavi duvarlı evin içinden bir kadın feryadı yükseliyordu. Evin içerisine adım adım cam kırıkları, halı misali uzanmıştı. Kimisi parlak kırmızıyla, kimisi pırlanta ışıltısıyla kaplıydı. Yeni boyanmış duvarlar çizik dolu, kabartılmış yastıkların kılıfları boştu.

Kadın çıldırmışçasına bağırıyor, kımıldamadan duran adamın göğsünü yumrukluyordu.

Kadının sesi öylesine güçlüydü ki, bir hayvanın böğürtüsü kadar iç gıcıklıyor, bir hayaletin uğultusu kadar ürkütüyordu.

Kadın öyle kendinden geçmişti ki, verdiği zararı göremiyor, minik adımları duyamıyordu.

Merdivenden aşağı korkarak inen minik adımları…

Mavi gözlü oğlan, camlara basmadan salonun kapısına ulaştığında kadın adama okkalı bir tokat atmıştı. Adam hiçbir şey yapmadı.

Oğlan mavi koca gözlerini kırpıştırarak, “Anne,” deyince dünya sustu.

Kadının tek zaafı bu küçük oğlandı. Oğlu. Mavi Kış’ı. Doğurduğu tek çocuk.


O gece, o lanet uçağın düşmesinin ardından geçen dokuz haftanın sonundaki o gece mavi duvarlı evin içinde sinir krizi geçiren kadın bendim. Eline geçen her şeyi kıran, ağzına geleni sayan, Serhan’ı yumruklayıp tokat atan ve biricik çocuğunu korkutan o kadın bendim.

Yıllar sonra o geceye dönüp bakınca, kendimi tanıyamıyorum. Serhan’a ve oğluma ne kadar büyük bir haksızlık ettiğimi anlıyorum. Fakat o gece öylesine çıldırmıştım ki, Serhan’ı dinlemedim bile. Anlatmaya çalıştı, umursamadım. Beni ne kadar çok sevdiğini dediğiyse de yüzüğümü fırlatıp, def olup gitmesini söyledim.

Peki, baştan anlatıyorum…

Annemin evinde geçen haftalarda tamamen ilgiye boğulmuştum. Annem, babam, ablamlar ve çocuklar.. hepsi her an benimleydi.

Bu süreyi fırsata çeviren Serhan ise evimize boya yaptırıp, yaşanabilecek hale getirdi. Almanya’dan gelen eşyalarımızı yerleştirdi, garajı düzenledi, evi bol bol havalandırdı. Tüm bunlar bir ay sürdü. Bir ayın sonunda evimize geçtik.

Ben evi, Serhan işleri yoluna koydu. Her şey normalleşmişti. Ta ki o güne dek…

O gün Serhan geç gelecekti, ben de annemdeydim. Akşam eve gelirken, önce garaja girdim. Serhan’ın garaja neler yaptığına detaylı bakmamıştım. Garajın sonundaki makine odasını düzenlemiş ve küçük bir masayla sandalye koymuştu. Masanın altında kağıt atığı için bir kutu bulunuyordu. Hislerim beni kutuya doğru itti. Açtım, sanki elimle koymuş gibi o kağıdı çekip aldım.

“Karaburun Devlet Hastahanesi” yazıyordu.

Murat, “Anne hadi eve girelim, çişim geldi,” deyince kağıdı çantama koyup oğluma döndüm.


Kağıdı tekrar elime aldığımda oğlumu uyutmuştum. Salondaki koltukta oturuyor ve titreye titreye okuyordum.

Kağıt küçük kızımın cinayetini anlatıyordu. Ameliyatı yapan doktor ve Serhan arasında yapılan anlaşmanın açıklamasıydı.

“Hasta Eylül Akca Gönay hastanemize bilinci kapalı geldiği için vekili (eşi) Serhan Gönay’ın onayıyla kürtaja alınmıştır.” Cümlesiyle başlayan kağıdın her satırını yazmaya gücüm yok. Kısmen durumu anlatmaya çalışacağım.

Hastaneye vardığımızda durumum, kızımınkinden daha ağırmış ve Serhan beni değil onu seçseymiş yaşama ihtimali bulunuyormuş. Serhan’ın sinir krizi halimde söylediğine göre, bebeği seçerse benim yaşama ihtimalim olmayacakmış. Fakat bu bir varsayımdan ibaretti. Belki de ikimiz bir kurtulacaktık… Belki…

“Belkiyle hareket edemezdim, Eylül. Konu sendin, seni kaybetmeyi göze alamazdım.”

Kağıtta bilmediğim bir şey daha vardı. Beni bütünüyle çıldırtan şey de oydu.

Kürtajdan sonra regl olmam gerekirken, henüz olmamıştım. Bunu yaşadığım değişikliklere yoruyordum. Tüm dünyam değişmişti sonuçta.

Fakat sebebi değişiklik değildi. Ne bu ay, ne de bundan sonra bir daha regl olmayacaktım. Tıpkı bir daha hamile kalamayacağım, tekrar anne olamayacağım gibi…

Benden alınan sadece küçük kızım değilmiş, kızımı rahmimle bir almışlar ve kocam da altına imzasını atmış.


Serhan anahtarıyla eve girdiğinde elimde kağıt, nöbet geçirircesine titriyordum. Beni o halde bulunca koşarak gelmiş, hemen ardından attığım tokatla neye uğradığını şaşırmıştı.

Sonrasını biliyorsunuz. Kendimi ve kontrolümü kaybettim.

Serhan’a, “Def ol!” dedikten sonra korkan oğlumu kucağıma aldım ve yukarı kata çıktım. Yatak odasının kapısını kilitleyip, oğluma sarıldım. Sabaha kadar susmadan ağladım.

Şimdi o geceye bakıyorum da, Serhan’a sarılmış olmayı diliyorum.

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Ramazan Bayramı Tebriği 2020

Ramazan bayramı da geldi çattı🤗 Bu sene Korona virüsten dolayı herkes sevdiklerine kavuşamıyor. Daha önceki bayramlar böyle miydi? Herkeste akşamdan...

Kapat