Bölüm 45 : Sessizce Solan Yaprak

Ben yaşıyordum ama teyzem ölmüştü. Yağmurlu bir günün sabahında son nefesini vermişti. Onun ölüm haberini saat sekizde Serhan’ın en yakın arkadaşından almıştık. Annemden, babamdan ya da ablamlardan değil… Sekiz de Serhan’ın telefonu çaldığında, irkilerek uyandım. O an telefonun ölüm haberi vermek için çaldığını hissetmiştim. Tahmin bile edemediğim şey, haberi arkadaşının veriyor oluşuydu. Babamın bana ulaşamadığını ve bu yüzden Serhan’ı aradığını düşünmüştüm.

Serhan telefonu kapatıp bana döndüğünde bir şey sormadım, o da söylemedi. Sessizce anlaştık.

“Hemen gidebiliriz,” dedi Serhan. “Fuat bir saat sonra kalkacak bir uçak bulmuş. Ama sorun şu ki, uçak Köln’den kalkıyor bu yüzden hemen çıkmalıyız.”

Dudağımı ısırarak başımı iki yana salladım. “Gitmek istemiyorum,” dedim.

“Sonra gitmediğine pişman olacaksın, cenazeye yetişebiliriz.”

“Cenazeye bile yetişemeyeceğiz Serhan. Bunu sen de biliyorsun. En fazla gömülmesine yetişir. Teyzemi göremedikten sonra gitmek istemiyorum,” dedikten sonra yataktan kalkıp tuvalete gittim. Klozetin üstüne oturdum ve içime içime ağladım.


Günler önce teyzem aniden beyin kanaması geçirmiş ve ameliyata alınmıştı. Haberini yine annemden almamıştım. Teyzemin ameliyatı kötü geçmiş ama annem ısrarla iyi olduğunu söyleyip durmuştu.

Serhan daha o gün “git,” demişti. Ablama gerçek durumu sorduğumda, “Yapılacak hiç bir şey yok, Eylül,” dedi. “Yoğun bakımda ve kendine gelmiyor. Bize de göstermiyorlar. Annemle teyzem (büyük teyzem) susmadan ağlıyor. Gelip ne yapacaksın?”

İki gün komada kaldı. İkinci gün doktoru, “Ailesi gelip görsün,” deyince ablam sabahın altısında beni aradı. Telefonumda onun adını gördüğümde, ölüm haberini verecek sandım. O an öyle çok titredim ki telefonu açamadım. Yanımda Serhan da yoktu. Ben daha kendime gelemeden ablam ikinciye aradı.

Elimin titremesine rağmen açtım. Karşıma büyük yeğenim çıktı. Hastahanedeydi, üstlerine ameliyat önlüğü giyiyorlardı. “Seni odaya sokacağız,” dedinde koca bir oh çektim. Ölmemişti, henüz bizi bırakmamıştı.

Ablam giyinmesini bitirince telefonu aldı ve teyzemin yoğun bakım odasına girdi. “Gelsen bile bundan fazlasını göremeyeceksin,” dedi. “Bari sen onu iyi haliyle hatırla.”


Almanya’ya gelmeden birkaç gün önce teyzemi görmeye gittiğimde, bana sarılmış ve kulağıma, “Bu seni son görüşümmüş gibi hissediyorum,” diye fısıldamıştı. “Sevdiğin adamla hep çok mutlu ol.”

O gün gülmüş ve önem vermemiştim. Halbuki anneannem de hayatının son beş yılında sürekli, “Ben ölmeden evlenme,” derdi ve söz günümden bir ay önce hayata veda etti. Yani, böyle bir kadının kızının dediğini dikkate almalıydım, değil mi? Ama almadım. Ölümü sevdiklerimize yakıştırır mıyız hiç…

Teyzemin ölüm haberinin şokunu atlattığım an telefonumu alıp ablamlara mesaj attım. Neden haberi onlardan almadığımı sordum. Tam o sırada onlar da haberi kocalarından alıyormuş meğer. Dakika farkıyla, ölüm haberi yurt dışına önce ulaşmıştı.

Annem haber verecek durumda değildi elbet. Teyzemin son nefesinde, ablasıyla (öteki teyzem) yanındalarmış. Haberi babam yaymıştı. Whatsapp’taki en kalabalık gruba yazmış, eniştemler ve Serhan’ın arkadaşı Fuat haberi ordan okumuştu. Hepimizin beklediği ama hepimizi şoka sokan bir haber olmuştu.

Serhan’ın ısrarına rağmen gitmedim. Eğer teyzem ameliyattan sonra uyanmış olsa giderdim. Ama şimdi göreceğim hiçbir şey yoktu. Anca koca bir kalabalık ve yığınla sahte gözyaşı görecektim. Her cenaze de hiç tanımadık ıslak yüzler olurdu. Onların sahte gözyaşlarını aile üyeleri anlamaz sanırlar ve nedense kendilerini yarandırtmak için uğraşır, sonra da tüm gün cenaze evine demir atarlardı. Yiyip içer ve sahte gürültü yapmaktan başka işe yaramazlardı. Teyzemin cenaze evinde de bunlardan yığınla olacağından emindim. Akşam büyük yeğenimi aradığımda tam da tahmin ettiğim şeyleri söyledi. Yine de bu konuda en büyük terbiyesizlik ödülünü anneannemin cenaze evine gelen aptal bir yeni geline vermiştim. Yerini korumaya devam ediyordu.

Dedem öldüğünde hayatımın en büyük acısını yaşamıştım. Yani en azından öyle olduğunu sanıyordum. Dedem sapa sağlamken, ansızın gitmişti. Üstelik küçük teyzemin, yani bugün kaybettiğim, doğum gününde… Saatler sonra tüm aile teyzemin doğum gününe gidecektik ki… Dedemi kaybettik.

Yıllarca onun acısını atlatamadım. Üstüne daha büyüğü gelmedi derken… Anneannemin kanser olduğu haberi dahi paramparça etmişti beni. Sonra ölümünün acısı… Tarifi bile yoktu.

Anneannemin ölümünden üç ay sonra büyük dayımı verdik toprağa. Onu da bizden kanser aldı. Ailecek öyle dağıldık ki… Koca ailemiz eriyip yok oluyordu.

Annemler beş kardeş. İki teyzem, iki dayım var, en azından vardı. Şimdi birer birer kaldılar.

İki hafta boyunca yalnız kalıp teyzemin öldüğünü düşünmedim. Bu iki hafta da neredeyse ağlamadım. Gözyaşlarım hep içime aktı. Hıçkırığa dönüşmedi. Fakat vücudum yeniden şişmeye başlayınca, alerji ilacı baş ucumdaki yerini geri aldı. Kısa zamanda tüm kadınsal düzenim bozuldu.

“Neden böyle oldum?” diye sesli sesli söylendiğim bir an Serhan fısıldayarak, “Teyzeni kaybettin, aşkım ve hiç ağlamadın,” dedi.

“Ağlamayacağım,” dedim.

Öldüğü günün ertesi gecesi rüyamda gördüm onu. Mutluydu, yanında kaybettiklerimiz vardı. Anneannemle ikisi öyle güzel gülümsemişlerdi ki…

Teyzem hayatı boyunca çok çekmişti. Genç yaşta eşini kaybetmiş, ardından felç olmuştu. Hayatı hastahanede geçmişti. Tek başına yürüyemiyor, bir elini kullanamıyordu. Bir keresinde bana, “Yazmayı bırakma,” demişti. Kendisi de benim gibi yazardı. Gençliğinde bir gazete de başka bir isimle yazmıştı. Kitabı çıkmamıştı ama kitaplar dolusu satırları vardı. Sonra felç olunca…

Her ona gittiğimde, “Şuan ne yazıyorsun?” diye sorardı. Uzun uzun anlatırdım.

Çok çekmişti ve şimdi sevdikleriyleydi. Ağlamamalıydım…


Dayımın ölümünden sonra bir gün annem onu aradığında çok ağlıyordu. “Ne babam ne anam ne kocam var,” dedi. “Şimdi de abim gitti.”

Annem herkesi güldürmesiyle meşhurdur. Herkesi güldürür ama en çok acıyı o çeker. Herkesin derdini yüklenir. Beş kardeşin en koca yüreklisidir annem.

Biliyorum, o an ablasından duyduklarıyla ağlamak istemişti ama güldü ve, “Ee tabii,” dedi. “Eniştem babamla anamı dünya turuna çıkarırken parayı hesaplamadılar. Şimdi de abim onlara para götürmeye gitti. Tüm dünyayı gezmeden dönmeyecekler, bizi düşünen yok,” diye güldü. O sırada birden teyzem de gülmeye başladı.

Telefonu kapattığında annemin bakışlarını gördüm. Gözyaşlarının içe akmasını en iyi annemden bilirdim. Sonra kalktı, hazırlandı ve ablasının yanına gitti.

Teyzem hepimizin canıydı. Çok çekmiş, solmuş ama mutlu görünmeye devam etmişti. En çok anneme ağlardı. O yüzden tüm acılarını bilirdim.

İki haftanın sonunda editörümden gelen bir maille bacaklarımın bağı koptu. Hayatım yoluna giriyordu, yıldızlarım kayarken…

Başladım ağlamaya. İçim acıyordu, fırtınalar kopuyor, nefesimi kesiyordu. Ne kadar ağladığımı bilmiyorum. Gözyaşlarımı yüzümden ite ite yazmaya başladım. Her satırda daha çok ağladım. İçim söküldü, ciğerlerim taştı. Hava bile karardı, ben susamadım. Yazdıkça daha çok ağladım.

Öyle ki Serhan’ın yanıma geldiğini dahi fark etmedim. Beni kollarına çekip, saçıma bir öpücük kondurdu. “İyi misin?” diye sordu. Keşke sormasaydı, çünkü daha çok ağladım.

“Teyzem öldü benim, Serhan,” diye inledim. “Teyzem artık yok.”

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 44 : Hayat Akışı

O gece saatlerce Fırat'la konuştuk. Beni kendime getirdi. Toparlandım ve sabah Serhan'ı karşıma alıp gayet net bir tavırla konuştum. Ona...

Kapat