Bölüm 44 : Hayat Akışı

O gece saatlerce Fırat’la konuştuk. Beni kendime getirdi. Toparlandım ve sabah Serhan’ı karşıma alıp gayet net bir tavırla konuştum. Ona bir teklif sundum, ya ben oğlumu alıp dönecektim ya da o daha fazla evde olacaktı. İpin ucunu kaçırmıştı ve bizi kaybediyordu.

“İstersen bilet alalım bir hafta gidip gel,” dedi.

“Eğer şimdi gidersem dönmem, Serhan. Geleli ne kadar oldu ki zaten. Bu kadar kısa sürede evden kopabiliyorsan geri gelmemin bir anlamı yok. Ya sen gel ya ben gideyim.”

Böylece o geldi. Kısa sürede evin büyük kısmını bitirip yerleştik. Düzenimi kurdum ve sütüm bir daha kesilmesin diye oğluma tutundum. Yürüyüşlere başladım. Bir türlü adım atmayan komşularıma gittim. Nihayet tanıştım. Ama onlardan önce kayınvalidemin en yakın arkadaşının kızı Ecrin’le görüşmeye başladım. Onunla haftanın bir, bazen iki günü önce geziyor sonra bizim evde oturuyoruz. Bana oturduğumuz kasabayı tanıtan Serhan değil de Ecrin’di.

Evin işlerini kolayladığımızda Serhan’ın evli arkadaşlarını tek tek bize çağırdık. Böylece üç ay bitmeden çevre edinmiş, ilk aydaki bunalımımı atlatmayı başarmıştım.

Gündüzleri sırayla annemi, ablamları, Mehtap’ı, Sema ve Elif’i görüntülü arıyordum. Akşam da ablalarımın kızları arıyordu. O haftalar da en yakın arkadaşım, ablamın sarı kafalı oğluydu. Üç buçuk yaşındaydı ve Serhan’dan bile daha çok onunla sohbet ediyordum. Evin karış karış her yerindeki yeniliği benimle takip ediyor, her konuşmamızda yeni ne aldığımı soruyordu. Bazen çizgi film izliyor bazen karşılıklı bir şeyler yiyorduk. Ortanca yeğenlerimden biriyle oyun oynamaya başlamıştık. Telefon oyunlarına karşı ben, yeğenimle birlikte bir cinayet çözme oyunu oynuyordum.

Bir gün eve geldiğimde posta kutumda adıma bir zarf buldum. Oyun oynadığımız yeğenimden bir mektuptu. İnternet üstünden oyun oynayacak kadar teknolojik, mektup yazacak kadar nostaljiktik.

Üç ayın sonunda hayatım eski temposuna geri dönmüştü. Yürüyor, yazıyor ve insanlarla görüşüyordum.

O geceden sonra bir daha Fırat’la konuşmadık. Bir şekilde iyi olduğumuzu ve hayatımıza devam ettiğimizi biliyorduk.

Her şey yoluna girmiş, yaz gelmişti. Karşı komşularım benim yürüyüşüme katılmak isteyince, birlikte sabah yürüyüşlerine başladık. İki bebek arabasıyla her gün farklı yer denedik. En sonunda arabalarla rahat ettiğimiz bir yürüyüş yolunu belirledik. Onlara ilk zaman neden tanışmak için kapımı çalmadıklarını sorduğumda çekindiklerini söylediler. Tüm ön yargıma ve kötü başlangıca rağmen kaynaşmamız uzun sürmedi.

Bir sabah mükemmel sayılabilecek bir havada yürürken yemyeşil ağacın birinden solmuş bir yaprak düştü. Eğilip yaprağı aldığımda, haftalardır öngörü görmediğimi anımsadım. Parmaklarımla yaprağa dokunduğumda bir öngörünün geleceğini biliyordum.

Dokunarak gözlerimi yumdum.

Hiç bir şey görmedim. Ama hissettim. Ölümün soğukluğu iliklerime dek yayıldı. Ben ölmemiştim ama İstanbul’da sevdiğim biri ölüyordu…

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 43 : Gece İki

Hava sıfır derecede. Saat gecenin ikisi. Üstümde incecik bir pijama, terasın ortasında durmuş çıldırmışçasına titriyorum. Ayaklarım beynimden ayrı çalışıyor, usulca...

Kapat