Bölüm 42 : Taşlı Yol

Sonraki birkaç hafta alışverişle geçti. Serhan iş yerinden yıllık iznini almıştı. Böylece evi tamamlamak için bizimle kaldı. Eşyaların bir kısmını internetten alırken, her gün farklı bir yere gittik. Murat’ın uyumlu bir bebek olması işimizi kolaylaştırıyordu.

Kendimi buraya ait hissetmiyordum.
Bu eve, bu şehre, en çok da ülkeye…

Ayrıca kafayı temizlikle bozmuştum. Kurulu bir düzenim ve halılarım olmadığı için günde 2 kez, bazen 3 kez dip bucak temizlik yapmaya başlamıştım. Gözümün gördüğü her yerde toz birikintileri vardı ve sanki birleşip ayaklanma çıkarmışlardı. Ev resmen bir savaş meydanıydı. Serhan’a Murat’ı verip tüm gün temizlikle uğraşıyordum. Öyle anlar oluyordu ki aynı evin içinde oğlumu özlüyordum.

Küçük evde temizlik sorunu olmaz diye düşünürken, kendimi bir kabusun ortasında bulmuştum.

Hele bir de Serhan arkadaşlarıyla buluşmak için beni evde bırakıp gitmeye başladığında… İşler çığrından çıktı.

Tüm gün yoruluyordum. Tanıdığım kimse yoktu. Üstüne bir de akşamları Serhan evden gittiğinde… Serhan’ın çevresi çok genişti. Evli arkadaşları da vardı ama biri hariç diğerlerinin eşlerini görmemiştim. Komşularımla da tanışmamıştım. Birkaç kez Serhan’la haber yollattım, hatta numaramı dahi verdi. Ama eşlerinden ses çıkmadı.

İlk haftalar her şey düşmanımmışçasına bana karşıydı. Serhan ve oğlumdan başka bir insanla konuştuğum yoktu.

Ah, bir keresinde markette orta yaşlı bir Alman kadınla çarpışmış ve iki saat birbirimizden özür dilemiştik. Yani o kadın hariç kimseyle konuşmamıştım.

Serhan işe başladıktan sonra mecburiyetten sohbet ağımı genişlettim ve her ırka mensup kargo görevlilerini ekledim. İnternetten aldığımız eşyalarımızı getiren kargo arabasını cam da bekliyordum. Çünkü evimizin girişi öyle karmaşıktı ki hangi kapı olduğunu bulamıyor ve gidiyorlardı. Ya camdan ya da kapıdan seslenip yönlendirmem gerekiyordu.

Bir keresinde gelen Alman kargo görevlisi bana Türk olup olmadığımı sordu. Türk olduğumu söylediğimde yaklaşık 10 dakika kapıda benimle Türkçe konuşmaya çalıştı. Benim onunla Almanca konuşmam gerektiği yerde işler tersine ilerliyordu. Ne onun tam bir Türkçesi, ne de benim tam bir Almancam vardı. Netice de ikimizde gülmekten yarıldık. İşte o an ne kadar yalnız olduğumu gördüm.

Haftalar geçerken usulca dağıldım. Zaman zaman evde bir bebek olduğunu bile unuttum. Kulaklığımı taktım ve oğlumun ağlayışlarını gözardı ettim. Zaten hemen sonrasında sütüm kesildi.

Dışarı çıktığımda karşılaştığım düşman bakışlar, iç karartıcı hava ve denizin yokluğu.. bu ülke beni çürütüyordu. En dibe battığım nokta yazamadığım anlardı. Ve o anlar da Serhan evde yoksa.. ondan nefret ediyordum. Onun beni delirten rahatlığına daha fazla tahammül edemeyerek bir gün sinir krizi geçirdim. Ardından sahip olduğum tüm gücü, tüm yetkiyi kaybettim.

Ölmek istedim. Bedenim terastaki sıfır derecenin içinde titrerken, rüzgara teslim olmak için adım attım…


Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 41 : Bir Romanın Ortası

Bulutların üstünden İstanbul'a ve tüm sevdiklerime veda ettim. Oğlum, İstanbul'dan yanımda götürebildiğim en büyük parçaydı. Ona sıkıca sarıldım ve üstüne...

Kapat