Bölüm 37 : Sakinliğe Doğru

“Dünyanın en zengin adamlarından birinin oğlunu öldürmekle suçlansaydın, ne yapardın? Bizi korumak için, bizden vazgeçer miydin?”

Serhan soruma hiçbir cevap vermedi. Yalnızca beni kollarına aldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamama izin verdi. Sonrasında onsuz neden yaşamak istemediğimi hem kalbime hem de ruhuma hatırlattı.

Sessizce Ufuk’un öldüğünü söyledim. Babası ölümünden beni sorumlu tutuyordu. Umut’a yaptıklarını reddediyor, onu tanımadığını söylüyordu. Oğlu Umut küçük yaşta ölmüş olmalıydı. Oğlu olduğunu iddia eden bu densiz, ondan para koparmaya çalışan yalancının tekiydi.

Serhan’a mahkemeden ve vurulduğumdan bahsetmeksizin olan biteni anlattım. Her zaman ki sükûnetini koruyarak beni dinledikten sonra Umut’la tanışmak istediğini söyledi. Böylece ertesi gün beni oğlumla birlikte anneme bırakıp, Umut’la buluşmaya gitti.

Geri gelmesini yüreğim ağzımda beklerken, herhangi bir öngörü görmemek için yalvardım.

Ufuk’un babası korkunç bir adamdı. Kendi oğlundan vazgeçebilen, paradan başka bir şeye değer vermeyen alçak biriydi. Beni tek sözüyle harcatabilir, ömrümün sonuna dek içeride kalmamı sağlayabilirdi. Göründüğünden çok daha zengin ve ürkütücüydü. Ufuk, kendince kötülerle mücadele ederken, babası kainatı sallamıştı.

Derinden bir hasret duydum, omzumda garip bir ürperti belirdi. Ufuk’u özlemiş, varlığını yanımda hissetmiştim. Onunla yaşanılan tüm şeylere rağmen, geçmişte sık sık dostluğunun hasretini çekmiştim, sanırım gelecekte de farklı olmayacaktı.

Oğlumun mavi gözlerine bakarken geleceğin onun için mutlu olmasını diledim. Babası gibi bir adam olmasını istedim. Ona sıkıca sarıldım ve daima yanında olacağımı fısıldadım.

Gözkapaklarım titreyen loş ışıkta aralandığında, Serhan elini başının altına koymuş beni izliyordu. Yüzünde ona aşık olduğumda gördüğüm tebessümü vardı. Eğilip öptü ve, “Bitti,” diye fısıldadı. Anlamayarak gözlerimi kırpıştırdım.

“Bir süre maceraya atılmak yok,” dedi elini saçlarımda gezdirirken. “Ben Almanya’ya dönene kadar geniş ailemizle birlikte sakin bir hayat geçireceğiz. Sonrasında yeni bir ülkeye giderek zaten bambaşka bir maceraya atılacaksın. Ama lütfen, benim yanımda yaşamaya başlayana kadar adrenalinden ve beladan uzak dur.”

Şaşkınca ona baktım. Gülümseyerek, “Anlaşıldı mı?” diye sordu. Cevap alamayınca ayağa kalkıp elini uzattı. “Herkes mutfakta bizi bekliyor.”

Annemin evindeydik, Serhan’ı beklerken uyuya kalmıştım. Uzattığı eli tutmadan önce, cevabını alamayacağımı bilerek, “Umut’la ne konuştun?” diye sordum.

Omuzlarını silkti.

Ayağa kalktığımda bana sıkıca sarıldı. Kalbi her zamanki ritmiyle atıyor, içimi ısıtıyordu. “Bir daha,” diye fısıldadı kulağıma. “Bir daha sakın ayrılmaktan söz etme.” Yüzümü avuçları arasına aldı. “En geç baharda yanımda olacaksınız. Birlikte olacağız, sevgilim. Sen ben ve oğlumuz. Bundan sonra ayrılığın hiçbir türlüsünü yaşamayacağız.”


Mutfağa girdiğimizi görür görmez annem çorbayı tabaklara koymaya başladı. Herkes gelmişti. Çocuklar ve babam, Murat’ın başına üşüşmüş onunla konuşuyordu. İçimde buruk bir mutlulukla onlara baktım. Serhan’la gidersem bu mutlu tablo silinecekti. Onlara bunu nasıl yapabilirdim? Oğlumun ailemin yanında, kalabalıkta, mutlu bir çocuk olarak büyümesini istiyordum. Ama babası yanında olmadan mutlu olur muydu? Kalabalığın içinde yalnız mı hissederdi?

Serhan’a baktım, yüzünde kocaman bir tebessümle çocukların arasına karıştı. Burada kalarak onu oğlundan ayırabilir miydim? Bu zulümden başka bir şey değildi. Baba oğlu ayıramazdım. Serhan mükemmel bir baba olacaktı, tabii ben buna set vurmazsam…

Bir aileme bir de Serhan’a bakıp durduğum sırada ablam gelip kolunu belime doladı. “Artık bir anne olduğuna göre aklınla karar almayı bırakmalısın, biraz kalbini dinle. Kalbine ve Serhan’a bir şans ver.”

“Nasıl yapıyorsun bunu?”

“Neyi?”

“Kararsız kaldığım anları nasıl biliyorsun?”

İç çekerek, benim elimi kendi kalbine, kendi elini benim kalbime koydu. “Seni ben büyüttüm, unuttun mu?” diyerek gülümsedi. Fakat yeşil gözlerinin saklayamadığı hüzün şeffaf bir tabaka halinde kirpiğine dokunmuştu.

Onlar olmadan; annem, babam, ablamlar ve çocuklar olmadan başka bir ülke de mutlu olabilir miydim? Sadece sevdiğim adam ve oğlum, kalabalığın içinde büyümüş bir kadın olan bana yeter miydi?

Annem, “Hadi herkes masaya,” deyince; ablam, “Nerede olursan ol, biz hep buradayız,” diyerek elini kalbimden çekti ve masaya geçmem için göz kırparak geri çekildi.


O gece eve geçtiğimizde Serhan’la uzun uzun konuştuk ve bir anlaşma yaptık. Serhan, bizim her istediğimizde İstanbul’a gelmemizi kabul etmiş; ben de onunla Almanya’da yaşamaya ikna olmuştum. Ve bu süreçte başımı belaya sokmamak için söz verdim…

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 36 : Kayıp Çocuk

2004 yılının kış ayında, bir ayazda kaybolmuştu Umut. Yani en azından herkes öyle biliyordu. Bu koca bir aldatmacadan ibaretti. Gerçek,...

Kapat