Bölüm 34 : “Bazı dostluklar vardır, içinizi kanata kanata iyi gelir.”

~Eylül 1999~

Kısa boylu esmer çocuk, yanında kendine benzeyen daha küçük çocukla birlikte okul sırasında oturuyordu. Yüzündeki koca sırıtışla arkasını dönüp, “Selam,” dedi, arka sırasında oturan, saçı iki yandan toplanmış küçük kıza.

“Selam,” diyerek gülümsedi kız.

“Tanışalım mı?” diyerek elini uzattı esmer çocuk. “Adım Ufuk.”

Kız çekinerek ona uzanan eli sıktı. “Memnun oldum, ben de Eylül.”

“Ben de memnun oldum, Eylül. Heyecanlı mısın?”

Okulun ilk günüydü. Eylül ve Ufuk 1999 yılında, ilkokul birinci sınıfa başladıkları gün tanışmışlardı.

Ufuk’un yanındaki küçük çocuk arkasına dönüp ikisine bakarak Ufuk’a sürtündü. Ufuk bir kahkaha patlatıp, “Ah, işte bu da benim kuyruğum,” dedi çocuğu göstererek.

Eylül ne demek istediğini anlayarak kıkırdadı ve, “Yani kardeşin mi?” diye sordu.

“Evet,” diyerek başını salladı Ufuk. “Adı Umut.”

Çocuk bembeyaz dişlerini göstererek sırıttı.

“Neyse ki birazdan annemle birlikte eve gidecek,” deyince Ufuk; omuzlarını silkerek itiraz etti Umut.

“Ben de okula başlayacağım,” dedi bebeksi sesiyle.

“Hayır,” diye karşı çıktı Ufuk. “Sen daha beş yaşındasın!”

Dudağını bükerek, kollarını birbirine bağladı Umut ve Eylül’e bakıp, “Seninle oturabilir miyim?” diye sordu. Ufuk’u işaret ederek, “Bununla oturmak istemiyorum,” diye ilave etti.

Eylül başını sallayarak sırada Umut’a yer açtı. O gün annesi Umut’u eve götüremedi. İlk gün olduğu için öğretmenleri de müsade etti.

Günün sonunda Ufuk’la Eylül çok yakın arkadaş olmuş, Umut’sa bir abla kazanmıştı.


~Günümüz~

Yavrusunu koruyan bir panter edasıyla hırsla ve gözüm dönmüş bir şekilde Ufuk’un katiline doğru yürüdüm.

“Sakın,” diye tısladım, sıktığım dişlerimin arasından. “Sakın oğluma yaklaşma!”

Yavaşça yüzünü bana döndü. Gözleri saatlerce ağlamışçasına şişti. Yine içimde onu tanıdığıma dair bir his belirdi.

“Abla,” diye geveledi. Çenesi titriyor, dişleri takırdıyordu. “Benim.”

Kollarımdaki minik kıllara varana dek titreten bir ürperti sardı etrafımı.

Sanki gözleri ve sesi yeteri kadar dehşet vermiyormuş gibi devam etti konuşmaya.

“Beni tanıdın mı, abla? Ben Umut.”

Dudağımı ısırarak başımı iki yana salladım. Bu olamazdı. Olmamalıydı.

“Abla,” diye seslenince elimi havaya kaldırıp, “Sus!” diye emrettim.

“Hemen defolup git buradan. Açıklama yapmanı istemiyorum. Seni dinlemek, kim olduğunu duymak istemiyorum. Tek istediğim bebeğimden uzak durman.”

Sinirden miydi, yoksa dehşetten mi bilmiyorum. Zangır zangır titriyordum.

“Sandığın gibi değil,” diye geveledi.

Hiçbir şey düşünmek ya da sanmak istemiyordum. O Umut olamazdı. Olmamalıydı. Ufuk ondan bahsetmemişti. O Umut olsaydı, bahsederdi, değil mi? Zira Umut 2004 yılında kaybolmuş ve bir daha bulunamamıştı.

2004 yılının ilk aylarıydı. Umut bir gece evden kaçmış ve karanlığın içinde kaybolmuştu. Adeta yer yarılmıştı da küçük çocuğu içine çekmişti.

Ailesi ve polis aylarca Umut’u aramış, hiçbir şey bulamamışlardı.

2004 yılının yaz tatilinde Ufuk’un babası ailesini toparlayıp şehri terk etti.

Ne olduğunu anlamadık. Çocuktuk, kafamız basmadı.

Öğretmenimiz Ufukların taşındığını söyledikten sonra beş yıl Ufuk’tan hiçbir haber gelmedi.

2009 yılında arkadaşlarımın zoruyla facebooka üye oldum. Daha üyeliğimi tamamlar tamamlamaz arkadaş istek listeme Ufuk’un adı düştü.

Meğer her gün bilgisayarın başına geçip adımı aratıyormuş. Bunu daha o an itiraf etmişti.

“Bazı dostluklar vardır, içinizi kanata kanata iyi gelir.”

Bizimkisi de öyle bir şeydi.


Ufuk’la bir hafta sonra, beş yılın ardından buluştuk.

İstanbul’a geri dönmüşlerdi fakat son derece sosyetik bir yerde, eski kalıplarından sıyrılmış bir şekilde yeni bir hayat kurmuşlardı.

Ufuk kardeşinin acısını hafifletsin diye alkole sığınmıştı. Zaten bizi ayıran olay da zil zurna sarhoş olduğu bir gece olmamış mıydı? Eğer içmeseydi, sarhoş olup o otel odasına girmeseydi… Bugün her şey çok farklı olurdu.


Yumruk yaptığım elimi hırsla duvara vurdum. Umut olduğu yerde sıçrayarak bana uzandı. Ondan uzaklaşmaya çalıştıysam da gücümü yitirdim ve beni kollarına almasına, çenesini başıma yaslayıp, “Özür dilerim,” diye fısıldamasına izin verdim. “Her şeyi anlatacağım, abla. Her şeyi…”

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 33 : Büyülü An

Gözlerim karardığı sıra duyduğum sesle kalbim minik bir kuş gibi çırpındı. Bir baygınlık geçirmek üzereyken, sıcacık iki kolun bedenimi sardığını...

Kapat