Gözlerim karardığı sıra duyduğum sesle kalbim minik bir kuş gibi çırpındı.

Bir baygınlık geçirmek üzereyken, sıcacık iki kolun bedenimi sardığını hissettim.

“Şimdi yavaşça nefes al,” diye fısıldadı. “Geldim aşkım. Yanında, yanınızdayım.”

Serhan’ın mavi gözlerine bir saniye kadar bakabildikten sonra kendimden geçerek bayıldım.


Gözlerimi açtığımda doğumhanedeydim. İlk başta her şey bulanıktı. Beyaz ışığı gördüğümde itiraf ediyorum ki ödüm patlamıştı. Bebeğimi doğuramadan, kollarıma alamadan öldüm sanmıştım. Üstelik bu kadar yaklaşmışken, onu göremeden yenik düşmek…

Doktorumun iri ve siyah gözleri bakışlarımın hizasına gelip, beyaz ışığı kapattığında.. Ah, bu kadını gördüğüme ne kadar sevindim anlatamam. Hangi kadın doğum anında doktoruna sonsuz sevgi besleyebilir?

Gülümseyerek, “Kendine geldiğine göre artık bebeği içerden çıkartmalısın,” dedi.

Başımı sallamaya çalıştım. Bir sıcaklık elimi sıktı. Ablamı görmeyi beklerken, yanı başımda Serhan’ı görünce, gözyaşlarım beni tamamen ayılttı.

Gözlerim karardığı sıra Serhan’ın koridorda koştuğunu hayal meyal hatırlıyorum. Bana ulaştığı an kollarına almış ve benimle birlikte doğumhaneye girmişti. Bir rüya değildi. Gerçekti. Serhan yanımda, yanımızdaydı.

“Eylül,” diye seslendi doktorum. Bacaklarımın arasındaki yerini almıştı.

Serhan eğilerek alnımdan öptü. “Biraz sonra onu göreceğiz,” diye fısıldadı.

Serhan’ın elini sıktım ve bebeğime kavuşmak için doktorumun söylediği her şeyi yaptım.

Saat: 05.15.

Güç omuzlarımdan aşağı doğru tamamen çekilmişti. Acılı olmayan ama uzun süren bir doğum olmuştu. Doktorum, bebeğimle birlikte bize yaklaştığında, daha önce hissetmediğim bir duygu seline kapılarak ağladım.

Bebeğim dışarıya sessizce çıkmıştı. Serhan bir an panik olmuş olsa da ben yaşadığını biliyordum. Annem benim de ağlamadan doğduğumu, çok sonra ağladığımı söylerdi.

Sakin ama aşırı duygusaldım. Yaşadıklarıma inanamıyordum.

Serhan’ın şuan burada olması, bebeğimin doğması…

Doktor bebeğin kordonunu kesmeden önce isim düşünüp düşünmediğimizi sordu. Serhan bu seçimi bana bırakınca, dokuz aydır yaşadığım tüm zorlukları düşündüm. Bebeğimin beni yarı yolda bırakmaması, güçlü ve korkusuz oluşu.. Doktoruma gülümseyerek baktım. Bebeğimin bundan sonra da güçlü ve korkusuz olmasını istiyordum. “Alparslan,” dedim.

Sonraki günlerde Alparslan ismini kimliğe yazdırma kararı alacaktık.

Serhan’la birlikte odaya geçtiğimizde bizi bir oda dolusu mutlu insan karşıladı. Herkes gelmişti. Annemle babam, ablamlar, yeğenlerim; Serhan’ın ailesi bile buradaydı.

Doktor, Murat’ı getirene dek herkes benimle ilgilendi. Murat geldiğinde ilgi odağı hemen o oldu. Daha şimdiden Serhan’ın ufalmış haline benziyordu.

Doktorum bebeğimi emzirmem gerektiğini söyleyerek, Serhan dışında herkesi kapı dışarı etti. Daha öncesinde bunu yapmasını doktorumdan ben istemiştim. Bebeğimi ilk emzirme anının çok özel olacağını düşünüp, bunu yalnızca Serhan’la paylaşmayı istiyordum.

Oğlumu kollarıma aldığımda kırmızı suratındaki ufacık gözlerine baktım.

“Çekikler,” dedi Serhan. “Tıpkı senin gözlerin gibi.”

Kolunu bana sararak saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu. Ben de eğilip oğlumun minik burnunu öptüm ve göğsümü açarak o büyülü anın tadını çıkardım.



Saat on olmuştu. Herkes oğlumun etrafındayken ablam yanıma yaklaştı ve telefonumu uzattı. Telefonumda görmem gereken bir mail ve üç cevapsız çağrı sonrası bırakılan bir sesli mesaj vardı. Ablam hiç birini açmadığını söyledi.

Öncelikle maili açtım. Üç ay önce kitabımın dosyasını gönderdiğim bir yayınevindendi mail. Gözlerimi devirdim ve olumsuz maili okumaya… Bir dakika! Mail olumsuz falan değildi. Beni aradıklarını ama ulaşmadıklarını, sözleşmeyi ekteki dosyaya koyduklarını, benimle çalışmak için şimdiden heyecanlı olduklarını yazmışlardı. Maili gözlerim irileşmiş halde tekrar tekrar okudum.

Oğlum, tüm şansları toplayarak gelmişti. Yavaşça ayağa kalktım. O sırada hemşire gelip bebeği alması gerektiğini söyledi. Bebeğim odadan çıktıktan biraz sonra telefon konuşması yapmak için odadan ayrıldım.

Beni arayan numaraya ulaştım. Karşı hatta gür sesli bir kadın belirdi. Mailde yazanları bir de sesli anlatmaya başladı. Ona kısaca doğum yaptığımı ve sözleşmeyi kısa sürede inceleyip geri dönüş yapacağımı söyledim.

Hah, biraz da onlar beklesin!

Telefonu kapattıktan sonra bebeğimi götürdükleri odaya doğru yürüdüm.

Bebeklerin durduğu camekan odanın dışında onlara bakan esmer bir oğlan duruyordu. Onun kim olduğunu anladığım an sırtımdan aşağı soğuk ter boşaldı. Elim gayri ihtiyari yumruk şeklini aldı. Yavrusunu koruyan bir panter edasıyla hırsla ve gözüm dönmüş bir şekilde Ufuk’un katiline doğru yürüdüm.

“Sakın,” diye tısladım, sıktığım dişlerimin arasından. “Sakın oğluma yaklaşma!”

Yavaşça yüzünü bana döndü. Gözleri saatlerce ağlamışçasına şişti. Yine içimde onu tanıdığıma dair bir his belirdi.

“Abla,” diye geveledi. Çenesi titriyor, dişleri takırdıyordu. “Benim.”

Kollarımdaki minik kıllara varana dek titreten bir ürperti sardı etrafımı. Bu iki kelime beni kabusun orta yerine fırlattı.