Bölüm 30 : Ölümün Ötesi

Boşluğun ortasında, hiçliğin içindeyim. Bağdaş kurup oturmuşum. Kimse yok, renk yok, eşya yok.. hiçbir şey. Sadece arada bir kulaklarıma gelen uğultular ve bip sesleri var. Başka da bir şey yok.

Başımı eğip karnıma bakmaya çalışıyorum, olmuyor. Hiçlikte kımıldayamadan oturuyorum.

Biri size gelecekte öldürüleceğinizi ve katili de tanıdığınızı söylese, muhtemelen ilk şüheleneceğiniz kişi bunu size söyleyen olur.

Düşünüyorum. Bize silah doğrultan o kişiyi.. Katilim, katilimiz mi? Öldüm mü şimdi? Ölüm bu muydu yani, kocaman bir boşluk.. Ee hani nerde ötekiler? Anneannem, dedelerim, babaannem… Neredeler? Dünya da yalnız yaşadığım için ölümün ötesi de mi yalnızlığa çıktı?!

Belki de.. Belki de ölmedim, belki arafta sıkışıp kaldım.

Öyleyse nasıl kurtulacağım? Yaşama ya da ölüme nasıl geçeceğim?…

Boğazım kupkuru, vücudum uyuşuk, başımda katlanılamayacak bir ağrı… Dünden kalmış gibiyim.

Gözkapaklarımı açtığımda hiçbir şey hatırlamıyorum. Beynimde kocaman bir boşlukla uyanıyorum.

Yattığım yerden doğrulurken bedenim kırılacakmış gibi hissediyorum. Ağrımayan bir yerim yok. Zorla oturuyorum. Etrafa baktığımda evimin yatak odasında olduğumu görüyorum. Yatağın karşısındaki aynadan dağılmış görüntüme bakarken, leş gibi koktuğumu fark ediyorum. Günlerdir yıkanmamış, sanki yataktan hiç çıkmamışım gibi bir halim var. Darmadağınım..

Yataktan kalktığımda ayakta durmakta zorlanıyorum. Üstümdeki geceliği ne zaman giydiğimi hatırlamıyorum. Hafızam bomboş.

Üstümü değiştirmeden önce elimi yüzümü yıkayıp geliyorum. Geceliği çıkardığımda aynadaki yansımam da dikkatimi çeken şeyi görünce hızla soluk alıyor ve yatağa oturuyorum. Parmaklarımı sağ üst bacağımdaki çizgiye değdirdiğimde ani bir acıyla irkiliyorum ve sızının beynime gönderdiği sinyalle her şeyi hatırlayıveriyorum.

Önce Ufuk’un ağzından boşalan kanı görüyorum. Silahtan çıkan ilk merminin ona ulaştığını ve sarsılarak yere yığıldığını hatırlıyorum. İçimden koca bir parça orada onunla kalıyor.

Havaya karışan ikinci silah sesiyle kendi bedenimin sarsıldığını ve duyduğum soğuk acıyla yere düştüğümü hatırlayınca…

Hemen elimi şiş karnıma koyuyorum. “Bebeğim,” diye fısıldarken, karnımı okşamaya başlıyorum. “Orada mısın?”

Ne vakit karnımı okşasam bebeğim anında kıpırdayarak bana cevap verir. Bunun onunla iletişimimiz olduğuna inanıyorum. Doğduğun zaman her huysuzlanışında onu okşayarak sakinleştireceğime inanıyorum. Tabii onu sağ olarak doğurmayı başarabilirsem.

Elimi çekmeksizin okşamaya devam ederken, paniğine kapılmamak için derin derin nefes alıp veriyorum.

Ona hamile olduğumu öğrendiğimde öldürmek için gün almıştım. Onu az kalsın öldürecektim. Ben yapacaktım, kendi bebeğimi, Mavi Kış’ımı… Oysa şimdi onun yaşaması için her şeyi yaparım.

Her şeyi.

“Lütfen..” diye inledim. Gözlerimden sicim gibi yaş aktığının farkında bile değildim. “Lütfen beni bırakma, annem.”

Eğer elimin altındaki kıpırtı birkaç dakika daha olmasaydı, kalpten gidecektim. Onun minicik kıpırtısı bana koca bir umut oldu. Rahatlayarak omuzlarımı düşürdüm.

Bebeğim yaşıyordu. Benimleydi. O çok güçlüydü.

Bacağımdaki dikiş izine baktım. Demek kurşun bacağıma isabet etmişti. Peki ama kaç gün geçmişti? Beni ya da bizi oradan kim kaldırmıştı? Kim ameliyat edip, kurşunu çıkarmış, bebeğimi hayatta tutmuştu? Ya Ufuk, ona ne olmuştu? Bizi vuran o tanıdık sima kime aitti, neden vurmuştu?

Bir sürü cevaplanması gereken sorum vardı. O yüzden hızla giyindim ve telefonumu buldum. Önce takvime baktım.

30 Ekim Çarşamba.

Ufuk’la 26 Ekim Cumartesi günü buluşmuştuk.

Hemen mesajlara girdim. Ailem ve Serhan bu süreçte benden habersiz kalmış olamazlardı.

Ve tam da tahmin ettiğim gibi! Benim yazdığımı gösteren bir sürü mesaj var. Birkaç günlüğüne bir arkadaşımda kalacağımı ve merak etmemelerini yazmışım. Bana mesaj atan, beni merak eden herkese..

Serhan çok hoşlanmamış bu durumdan, çünkü haber veren mesajdan sonra onu pek takmamışım.

Tüm bu mesajları benim adıma kim atmış olabilirdi ki?

Neden?

İçimdeki ses bunları yapanın beni vuran o tanıdık yüzle aynı kişi olduğunu söylüyordu.

Peki ama kimdi o çocuk?…

Bir Cevap Yazın

Önceki yazıyı okuyun:
Bölüm 29 : Ölümün Soğukluğu

Hayatınızın son günleri olsa ne yapmak isterdiniz? Ufuk yaprakların arasında oturmayı istedi. Yeşilden turuncuya, turuncudan sarıya dönen yaprakların arasında oturduk....

Kapat