Küçük Şule, manyak ruhlu bir adamın şiddetine maruz kalmıştı. Kendisinden oldukça iri o gaddar herif, Şule’yi 27 yerinden bıçaklarken sesini kimseye duyuramamıştı. Sonrasında cesedi ortadan kaldırılmış, katili serbest kalmıştı. Şule’nin çığlıklarını kimse duymadığı gibi, adaleti için kimse yürümemişti. Onun tek suçu bebekken terk edilmiş olmaktı. Arkasından kamera önüne çıkan gözü yaşlı bir annesi yoktu ya da iyi bir avukat tutacak babası.

O kimsesiz kızın sahip olduğu, öldürüldüğünü duyduğunda dünyayı yakabilecek gözü karalıkta olan tek bağı vardı. O da kanla değil, sevgiyle bağlıydı.

Katilin kardeşi, sevginin yapamayacağı şeyin olmadığını bilen kurnaz biriydi. O yüzden Şule’nin sahip olduğu o tek kişiyi, yani beni bulmuştu. Hayatıma tesadüfen girmek için en yakın arkadaşımı kullanmıştı. Hesaba katamadığı şey bana aşık olma ihtimaliydi. Aşk bacasını sarınca ne yapacağını şaşırmış, bu yüzden gitmeme izin vermişti. Asıl amaçları, Mehtap’ı da beni de Şule’nin gittiği yere yollamaktı. Aşk her şeyi bozmuştu.

Yıllar sonra yine tüm sessizliği bozan şey aşk olmuştu. Ufuk’un bana olan aşkı… Şule’yi bulmak istemiş ve gerçeklerle başını belaya sokmuştu. Tek avantajımız Harun’un onu tanımıyor olmasıydı. Aksi taktirde işler en başta sarpa sarardı.

Ufuk Şule’nin katilini içeri sokabilmek için yıllarca çabalamış, onların tüm tehditlerine rağmen işin peşini bırakmamıştı. Geçtiğimiz haftalar da tıpkı öngörümde olduğu gibi Harun tarafından vurulmuş, kurşun o an onu öldürmemişti.

Çünkü Şule için adaleti sağlayacak son mahkemeye çıkması gerekiyordu.

“Ölmedim, çünkü Şule’nin adaleti benim ellerimde, bunu hissediyorum, Eylül. Ben o mahkemeyi kazanmak için bu dünyaya gönderildim. Yaşam amacım bu. Yıllarca hayatı sorguladım. Seni neden kaybettiğimi sorup durdum. O gece için isyan ettim. Ama artık biliyorum. Şule için burdayım. Seni kaybetmiştim, çünkü öteki türlü Şule’nin peşine düşmezdim.”

Ufuk’un anlamadığı bir şey vardı. Adalet, Harun gibi adamların parmak uçlarındaydı. Onlarla hukuk alanında mücadele edemezdiniz. Ben de bu yüzden onların anlayacağı tarzda devreye girdim.

Harunların kahvehanelerinin birini işleten kişi ilkokul arkadaşım. Ufuk’tan gerçekleri dinledikten sonra soluğu onun yanında aldım. Her şeyi anlatınca bana yardım etmeyi kabul etti. Böylece adaleti dahi silahların yönettiğini kendi gözlerimizle görmüş olduk.

İlk iş olarak Harun’un en küçük kardeşi Hamdi’yi bir süreliğine misafir ettik. Arkadaşım bana Hamdi’nin uyurken fotoğrafını çekip attı. Ben de o fotoğrafı Harun’a gönderdim. Hamdi’nin Şule’yle aynı sonu paylaşmasını istemiyorsa, mahkemede gerçekleri anlatmasını emreden bir mesaj attım. Kimliğimi gizlemeden. Annelik beni olduğumdan daha fazla cesur yapmıştı.

Mahkemeye kadar Hamdi’yi misafir etmeye devam ettik.

Mahkeme günü gelip çattığında, Ufuk’un tüm itirazına rağmen salona girdim ve gururla Harun’un itiraflarını dinledim. Onun ve tüm ailesinin sonu gelmişti. Mal varlıklarına ve silahlarına devlet el koydu. Hakan’a, Şule ve daha fazlası için müebbet verildi.

Sonraki yıllar da Hakan’ın bir kız babası tarafından içerde bıçaklanarak öldürüldüğünü duyacaktık. (Ve gerçek adalet o infazda saklı olacaktı.)

Harun, Ufuk’u yaralama suçundan ayrı, babasının kirli işlerini yönetmekten ayrı yargılandı. Ve müebbet almasını istememize rağmen yirmi yılla yetindi.

Babalarının kaderi Hakan’dan farklı olmadı. Hakim onun için de müebbet kararı verdi. Sonraki yıllar da girdiği firar eylemi sırasında vurularak öldürülecekti.

Mahkeme sonrası Hamdi polisin cirit attığı evlerine gitmekte özgürdü.

Bizse Ufuk’la gerçek bir cafeye gidip birer kahve içtik. Öyle mutluydu ki, onu en son ne zaman böyle gördüğümü düşününce… Serhan aklıma bile gelmedi. Parmağımdaki alyans umrumda değildi.

“Gördün mü, Eylül?” dedi mutlulukla kıpırdanarak. “Adalet var demiştim. Sadece topal olduğu için geç kalabiliyor.”

Ona gülümseyerek, “haklısın,” dedim. Silahın ve tehditin üstünlüğünden bahsetmedim. Ufuk’un Hamdi olayından haberi yoktu ve asla olmadı. Harun ve arkadaşım hariç kimse bilmedi.

“Keşke,” diyerek omuz silktim. “Topallığın ameliyatı olsaydı da adalet geç kalmasaydı.”


Yalnız hayatımda neler yaşadığımı, neler hissettiğimi ve neler yaptığımı Serhan dahil olmak üzere hiç kimse bilmiyor. Bilmeyecekler de. Ve bu gidişat beni vahşileştirmek üzere, hatta belki de çoktan yırtıcı bir kuş olmuşumdur…