Tam 9 yıl sonra Ufuk, Şule’yi bulduğunu söylüyordu. Gerçek olabilir miydi?

Gözlerine baktım. Dudakları arasından iyi şeyler çıksın diye umutla.. Fakat Ufuk üzgünce başını iki yana salladı.

“Özür dilerim,” diye geveledi.

Konuşamadım. Soru soramadım. Geçmişim beynimin içinde tepe taklak dönerken, 9 yıl önce Şule’nin nasıl da kollarımdan kayıp gittiğini düşündüm. Acıyla kıvrandım.

Masanın üstünde balık gibi titreyen elim birden sıcacık oldu. Ufuk’un tenini yıllar sonra hissetmek içimde garip bir karıncalanmaya neden oldu. Dolan gözlerimi onun bakışlarına kaldırdım. Dişlerimle dudağımı ezip, “Harun’la Şule’nin ne bağlantısı var?” diye sordum.

“Haklıymışsın,” dedi Ufuk, yüreğime korku köpeklerine salarak. “Tesadüf diye bir şey yokmuş.”

Tam da şuan, kalkıp gitmek ve hiç gelmemiş olmayı diliyorum. Yıllar önce yaptığım gibi kaçmak… Eğer soru sorarsam, Ufuk’un vereceği cevabın altında kalacaktım.

Gözlerimi yumdum. Bir firari kirpiğimden yanağıma ulaştı ve Ufuk’un baş parmağıyla buluştu.

“Git,” diye mırıldandı Ufuk. “Gerçekleri duymadan git.”

Şule’nin altı yaşındaki suratı belirdi gözkapaklarımda. Gözleri yaşlı, yanakları ıslak değildi. Dim dik duruyor ve gamzelerini göstererek gülümsüyordu.

Gözlerimi açtım, elimi Ufuk’un avucu altından çekerek duruşumu düzelttim.

“Hayır. Ben artık o on altı yaşındaki aptal kız değilim. Savaşabilirim. Kaçmayacağım. Ve sen de şimdi her şeyi anlatacaksın.”

Sakince başını salladı Ufuk. “Birincisi sen hiçbir zaman aptal olmadın. İkincisi kaçmadın, daima savaştaydın. Üçüncüsü ise bunların olması senin suçun değildi. Sen de en az Şule kadar masumdun. Ve şimdi, öncelikle bana söz vermeni istiyorum, Eylül. Duyduklarından sonra hiçbir şeye bulaşmayacaksın. Yapılacak her şeyi ben zaten yaptım. Duydun mu?”

“Ben asla tutamayacağım sözler vermem, Ufuk. Tahmin yürütmeye başlamadan anlatsan iyi olur.”

Ufuk öyle sesli bir iç çekti ki, zaten en kötü senaryonun gerçek olduğunu hissettim. Omuzlarımı dikleştirip, çenemi yukarı kaldırdım. Her türlü darbeye hazırdım.

“Aslında sana Şule’yi getirip, senden bana bir şans daha vermeni isteyecektim,” diyerek anlatmaya başladı. “Fakat Şule’yi bulduğumda zaten 8 yıl geç kaldığımı gördüm. Kader senle beni bir yazmamıştı, tıpkı Şule’yi seninle yazmadığı gibi. Ama senin de dediğin gibi tesadüf diye bir şey yoktu. Kader yollarımızı kesiştirmişti ki, Şule için adalet olsun diye. Şule’nin katilini adalete teslim edebileyim diye. İşte tüm sahne bu yüzden kurulmuş, Şule bu nedenle hayatının yörüngesinden geçmişti.”

Elimi havaya kaldırarak, “Lütfen edebiyat yapmayı kes,” dedim. Oysa ki zamanında ona bu yüzden aşıktım.

“Özür dilerim, Eylül. Onu sana sağ olarak getiremediğim için.”

Yanağımı ıslatan yaşları elimin tersiyle sildim. “Katilini tanıyorum, değil mi?” Ve o sırada, soru dudaklarımdan fırladığı anda gerçeği biliyordum. Görüverdim…

Hiçbir şey tesadüf değildi. Tüm yaşananlar…

Ufuk gözyaşlarına rağmen burnunu çekerek başını salladı. “2011 yılında öldürülen çocuk Şule’ymiş. Harun’un ağabeyi Hakan’ın öldürdüğü çocuk oymuş,” dedikten sonra yerinden kalktı ve buza dönen bedenimi ısıtabilmek için bana sarıldı. “Üzgünüm bir tanem,” diye fısıldadı kulağıma, eski günlerdeki gibi. “Çok üzgünüm.”

Ufuk’un bedenini ya da sıcaklığını hissedemiyordum. Donmak üzereydim. Beynimde başlayan sarsıntı beni öldürecek kadar şiddetliydi. Görüyordum… Hakan’ın iri cüssesinin, Şule’nin ufacık bedeninin üstünde durduğunu ve onu tam 27 yerinden bıçakladığını…