Yıllar sonra onu karşımda görmek içimi parçalamıştı. O yakışıklı ve kaslı adam gitmiş, yerine zayıf ve çökmüş bir adam gelmişti. Tanıdığım Ufuk’tan geriye gülüşünden başka bir şey kalmamıştı.

Beni görür görmez oturduğu sandalyeden kalkmış, gülümseyerek elini uzatmıştı. Gözaltı morluklarına rağmen, gülümseyişi hala sıcacıktı.

Bakışları karnıma kaydığında gözleri büyüyerek yüzüme baktı. “Sen..” diye gevelerken, “Evet” dedim. “Hamileyim.”

Oldum olası Ufuk’un şaşkınlığını okumayı sevmişimdir. Yine aynı bilindik ifadesine sırıtarak karşısındaki sandalyeye oturdum.

Önce havadan sudan, sonra evlilikten ve bebeğimden bahsettik. Gözlerindeki parıltıya korku karıştırarak, “Bir kız mı?” diye sordu. Bu soruyu sormasına sebep olan anımız içimi anında yaktı. ‘Demek unutmamıştı’…

~~~~~~~~~~~~~~~~

Uzun yıllar önce bir apartmanın merdivenine oturmuş, ciğerim sökülürcesine ağlıyor ve durmaksızın tekrarlıyordum. “Ya bir kızım olursa, Ufuk? Ya bir kızım olursa…”

Ufuk gözyaşlarıma karışan saçlarımı çekip yüzümü ellerinin arasına almıştı. “Bana bak Eylül, lütfen gözlerime bak. Söz veriyorum, hep yanında olacağım. Bir kızın olduğunda dahi,” demiş ve eklemişti. “Mükemmel bir anne olacaksın, bir kızın olsa bile.”

Ellerinden yüzümü kurtarıp başımı iki yana sallamıştım. “Ben ona sahip çıkamadım, Ufuk. Onu kaybettim…”

~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ufuk’un sesiyle daldığım anıdan çıktım ve, “hayır” diye geveledim. “Bir erkek.”

Yüzünde oluşan rahatlama gözle görülür biçimdeydi ama bunu es geçti ve bebeğim hakkında konuşmaya devam ettik.

“Mükemmel bir anne olacağını her zaman biliyordum,” dedi.

Omuz silktim. “Mükemmel değil, yalnız bir anneyim.”

“Ve güçlü,” diyerek iç çekti. “Çok güçlüsün, Eylül. Güçüne güç katmışsın.”

Cümlesini bitirdiğinde zamanı geldiğini anladım. Madem güçlüydüm, anlatacaklarının da üstesinden gelirdim. Oturuşumu düzeltip, omuzlarımı dikleştirdim ve, “Öyleyse bana nasıl vurulduğunu anlat,” dedim. Yüzü anında düştü. Dehşetle dondu. ” Ve sakın yalan söylemeye kalkma. Çünkü gördüm. Beni aldattığını gördüğüm günkü gibi,” diyerek arkama yaslandım.

Ufuk bir süre konuşamadı. Saçma sapan, kelime dahi etmeyen şeyler geveledi. Sabırla bekledim.

“Hamilesin,” dedi.

“Evet,” dedim.

“Lütfen, Eylül..” diye mırıldandı. Tehlikenin içine beni ve bebeğimi çekmek istemiyordu. “Bulaşma…” gibilerinden bir şey derken lafını böldüm.

“Bana Harun’un seni neden vurduğunu söyle,” diyerek.

Yemin ediyorum, o an Ufuk’un kalbinin nefes borusuna fırladığını işittim. Neredeyse nefessiz kalıp ölecekti.

Bir süre gözlerimdeki kararlılığa baktı. Direndi ama pes etti. Omuzlarını düşürerek, sırayı bana devretti.

“Onu buldum,” dedi. “Şule’yi…”

Tüm vücudumdan kanım çekiliverdi…

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

“Onu kaybettim, Ufuk. Ona verdiğim sözü tutamadım. Onu koruyamadım. Ben… ben Şule’yi kaybettim.”

“Söz veriyorum, bir gün onu bulacağım, Eylül. Daha fazla ağlama n’olur. Bana güven, Şule’yi bir gün bulacağım.”