Karanlığın ortasında oturmuş, ne yapacağımı düşünüyorum. Geçmişim tüm dehşetiyle geri döndü ve artık o çılgın, uçarı kız değilim. Bir anneyim ve bebeğimi korkunç karanlığımın içine çekemem. Ama hiçbir şey olmuyormuş gibi de yürüyüp gidemem…

~~~~~~~~~~~~

Bu sabah, doktor arkadaşım Filiz aradı. Kendisi beyin cerrahı olmak için okumaya devam ediyor. Hocasının bir hastası hakkında aramış. “Görüşmemiz lazım,” dedi. Öğlen buluştuk. Elinde bir dosyayla geldi. Telefonda hastanın kim olduğunu söylememişti.

Tokalaşırken gözleri büyüdü, şişen karnıma baktı ve “sanırım arayarak hata ettim,” dedi. Oralı olmadım. Hastanın kim olduğunu sordum. Sıkıntıyla iç çekti.

“Duyacakların hoşuna gitmeyecek, bu yüzden hemen şimdi kalkıp gidebilirsin. Böylece bebeğinle birlikte hiç bulaşmamış olursun.”

Başımı iki yana sallayarak, “Hastayı tanıyorum, değil mi?” diye sordum.

Sessizce dosyayı önüme itti. O an kafamdan milyonlarca isim geçmişti. Ama bunların arasında onun adı yoktu. Yanlış okuduğumu onaylaması için Filiz’e baktım. Önümdeki kağıda bakmak, onun neyi olduğunu öğrenmek istemiyordum. Filiz’in bana hiç bilmediğim bir isim söylemesini istiyordum.

Fakat Filiz, “Yapılabilecek her şey yapıldı. Nafile… Hocam, iki ay bile yaşamayacağını söylüyor,” diyerek beni olduğum yere çivilemişti. “Çok üzgünüm, Eylül. Ufuk’un senin için ne ifade ettiğini bildiğimden sessiz kalamadım. Öleceğini bilmeye hakkın olduğunu düşündüm.”

Ufuk… Serhan’dan önce hayatımda olan o büyük aşkın başrolü. Hani beni en yakın arkadaşıyla aldattığının ön görüsünü gördüğüm…

Beni aldattığında aylarca onun öldüğünü hayal etmiştim. Ölsün ve kimseye yar olmasın istemiştim. Ölsün ve toprak onunla beslensin.. Defalarca cenazesini düşlemiştim. Ölümü en çok istediğim şeylerden biriyken, şimdi ne hissedeceğimi bilmiyorum. Ufuk benim en yakın arkadaşımdı, sonra sevdiğim adam olmuştu. Evlendiğim adam olamadan ihanet etmiş ve giderken sevdiğimle, dostumu birlikte götürmüştü. Onun yüzünden hem arkadaşlık ilişkilerine hem de aşka küsmüştüm.

Şimdi ölüyordu…


Filiz’e neyi olduğunu sorduğumda, beni karanlığın içinde bırakacak o cümleleri kurdu ve şimdi burada, evimin bahçesinde oturmuş gökyüzüne bakıyorum. Kulaklarımda hala Filiz’in o sözleri yankılanıyor.

“Biliyorsundur belki, avukat olmuş Ufuk. Geçen seneden beri içinde olduğu bir dava varmış. Son duruşmadan önce vurulmuş. Kurşun beynine saplanmış, öldü diye bırakmışlar. Ama işte kader.. Öyle bir yere denk gelmiş ki, onu vurulduğunda değil de yavaşça öldürmeye başlamış. Ameliyatla kurşunu almayı denemişler ama ameliyat başarılı geçmemiş. Şimdi hocamın tahminine göre iki ay ya yaşar ya yaşamaz.”

Ufuk’un avukat olduğunu biliyordum. Beni aldattıktan yaklaşık iki sene sonra tekrar hayatıma girmişti. Eski dostluğumuzu istediğini dile getirmiş, sonraki günlerden birinde evlenme teklifi etmişti.

Evlilik teklifini reddetip onu terk ettikten on gün sonra girmişti Serhan hayatıma. Ve altı ay sonra da sevgili olmuştuk. Ufuk o günden sonra ne karşıma çıkmış, ne aramıştı.

Cebimden telefonumu çıkardım. Filiz’in telefonuma gönderdiği numaraya baktım. Aramalı mıydım? Onu belki de son kez görmeli miydim?

Gözlerimi sıkıca yumup, başımı göğe kaldırdım. Onun insanın içini ısıtan sımsıcak gülümseyişini hatırladım. O benim en yakınımdı. Dert ortağım, her sıkıntımda yanıma koşanım.. Hiç sevgili olmamalıydık, dostluğumuzu yitirmemeliydik.

Şimdi ölüyordu. Benim yüzümden ölüyordu. Onu benim yüzümden vurmuşlardı.

Geçmişin karanlığının içine girmez ve Ufuk’a ulaşmazsam, Mavi Kış’ımı kollarıma aldığımda ona ne söylerim.. Bu yükün altında ezilirim.

Ama karanlığın içine çekilirsem Mavi Kış’ımı kollarıma alamayabilirim. Serhan’ı dahi kaybederim.

Gözlerimi açtım. Bulutsuz gökyüzüne baktım.

“Onu benim yüzümden vurdular. İstedikleri benim. Ufuk sadece yoldaki taş. Böyle olacağını biliyordum. Kaçamayacağımı…”

Ufuk söylemişti. “Bedel ödetirler,” demişti. Bense burnum bile kanamadan yoluma gitmiş, unutmuştum.

Şimdi geri döndüler.

Derin bir nefes aldım ve ara tuşuna bastım. Bir kez daha kaçmayacaktım…