Beyaz olan hangisi? Cennet mi? Cehennem mi?
Beyazın içinde uyanıyorsam, ölü müyüm, diri mi?

Hayatta olduğumun ilk belirtisi, ciğerlerime dolan ilaç kokusuydu. Yaşıyordum, bir hastane odasında yalnızdım. Beynim zonkluyordu, bu da ikinci belirtiydi.

Kolumda takılı seruma bakarak yavaşça doğruldum. Bir anlığına neler olduğunu hatırlayamasam da aklıma gelen ilk şey bebeğim olunca bağırmaya başladım.
“Kimse yok mu?” diye.

Odanın kapısı açıldığında içeri ablam girdi. Uyandığımı görünce koridora dönüp bir şey söyledi, ardından koşarak yanıma gelip beni kollarına aldı.

Ablamın ardından odaya önce yeğenlerim, sonra da bir hemşire girdi. Herkes soru sormaya başlamıştı, hiç birinin ne dediğini anlamıyordum. Elimi kaldırdım ve “lütfen,” diye inledim.

“Bebeğim,” dedim. “Bebeğim yaşıyor mu?” Önce öğrenmek istediğim buydu. Bana ne olduğu, nasıl olduğum ya da ne kadar kan kaybettiğim umrumda değildi.

Hemşire yüzüme bakıp hafifçe gülümsedi. “Bebeğin iyi, sen nasılsın?” deyince koca bir iç çektim. Benden daha güçlü bir şeye hamile olduğum için çok şanslıydım.

O an ilk defa şanslı olduğumu tüm hücrelerimde hissettim.

“Bebeğim iyiyse ben de iyiyim,” diye mırıldandım. O sırada annemin ve babamın kapıda dikildiğini gördüm.

Öteki ablam ise yanında doktorla birlikte odaya giriyordu.

Serhan hariç herkes buradaydı. Korkunç bir gece geçirmiş ve bebeğimi korumayı başarmıştım. Serhan olmadan yapmıştım. Tek başıma.

Odadaki herkese tek tek baktım. Serhan olmasa da ailem yanımdaydı. Bu yüzden evlenince soyadımı bırakmamıştım. Çünkü ailemin Serhan’dan daha çok yanımda olacağını her daim biliyordum. Ona aşık olduğum gün öngörüsünü görmüştüm.

Eve döndüğüm de ilk olarak çalışma odasına gittim. Odanın zemininin tamamen kan kaplı olduğu düşünürken… Yoktu. Hiçbir şey yoktu. Kan ya da herhangi bir leke. Sadece etrafa saçılmış kağıtlar vardı.

Hastanedeyken doktor, bebeğin iyi olduğunu, benimse panik atak geçirerek bayıldığımı söylemişti. Kan kaybından ya da düşük tehlikesinden bahsetmemişti. Yalnızca vitaminsiz kaldığım için serum verdiklerini söylemişti.

Ablamsa onu aradığımı ve konuşmadığımı ama çığlıklarımı duyarak endişeye kapıldığını anlatmıştı. Bunun üstüne yeğenimle birlikte bana bakmaya gelmişti. Ben kapıyı açmayınca da babamı çağırmışlardı. Evin yedek anahtarı babamda durur. Böylece babam gelip kapıyı açtığında, eve girip beni yerde baygın bulmuş ve hastahaneye götürmüşlerdi. Kandan onlar da bahsetmeyince, soru sormamıştım.

Annem evde yalnız kalmamam ve onlara gitmem için ısrar etti. Ama artık başka bir yerde uyuyamıyorum. Evde, özellikle yatak odasında Serhan’ı hissediyor ve onun kokusunu alıyorum. Geceleri de onun yastığıyla uyuyorum. Bunlar bana huzur veriyor, başka bir yerde bu huzuru bulamıyorum.


Şimdi çalışma odamda dikilmiş dün gece kafayı yemediğimi kendime ispatlamaya çalışıyorum. Gerçekti, değil mi? Doktor haklı olablir miydi? Her şey basit bir panik ataktan mı ibaretti? Yoksa… Bir süredir uyanıkken görmediğim öngörüler geri mi dönmüştü? Dün gece geleceği görmüş olabilir miydim? Öyleyse hangimiz ölecektik?…