Delice koşturuyorum. Ev o kadar büyük ki bir türlü onun hangi odada olduğunu bulamıyorum. Nereye girsem yok. En sonunda antrede Serhan’ın erkek kardeşi durduruyor beni. “Panik yapma yenge, abim iyi,” diyor.

“Hangi odada?” diye soruyorum. Arkasında kalan kapıyı gösteriyor. Oysa o oda boş, oraya hiçbir mobilya almamıştık. Fakat kapıyı açtığımda kurulu bir yatak odası çıkıyor karşıma. Bilinçaltım bu odayı birlikte hazırlığımızı biliyor. Ben bilmiyorum. Tuhaflığı düşünemeyecek kadar da panik halindeyim.

Yatakta oturuyor Serhan. Beni görür görmez gülümseyerek, iyi olduğunu söylüyor. Oysa ters giden bir şey olduğunu biliyorum. Serhan’ın kaza yaptığını ve saatlerce hastanede kaldığını da biliyorum. O anlarda yanında olamadım. Onu kardeşi alıp getirdi, şimdi de ne olduğunu anlatmıyorlar.

Serhan’ın yüzünü avuçlarımın arasına alıp öpüyorum. Kokusunu içime çekerek, “yaşıyorsun ya gerisi önemli değil,” diyorum.

“Telaş yapma, iyiyim ve yanındayım,” diyor ama gözleri başka bir şey söylüyor. İyi değil, bir problem var.

Mutfaktan bir şey alma bahanesiyle odadan çıkıp kardeşini buluyorum. Neler olduğunu anlatması için resmen ona yalvarıyorum. En sonunda gözleri dolarak, “tamam,” diyor. “Anlatacağım yenge, ama abime bildiğini belli etme.”

Kalbim çıkarcasına çarparken başımı sallıyorum. Ve hayatımızı uçurumdan aşağı yuvarlayacak o cümleleri kurmaya başlıyor.

Serhan bir araba kazası yapmıştı. Kazada ayakları sıkışmış ve uzun bir süre arabadan çıkarılamamıştı. Hastaneye ulaştıklarında Serhan’ın bilinci geçici bir süre kapanmıştı. Doktorların çabası onu kurtarmaya yetmişti ama bacaklarını kurtaramamışlardı. O bundan sonra tekerlekli sandalyeye mahkum edilmişti. Oysa Serhan 1 saat bile hareketsiz oturamazdı. Şimdi ne yapacaktı?

Üstelik dahası vardı, kaza sırası başına aldığı darbe yüzünden beyin hücreleri hasar görmüştü. Doktorlar ömrünün birkaç yıl olacağını söylüyordu.

Serhan bunları öğrenmemi istememişti. Hastaneden çıktığında beni aramış, “arabama arkadan vurdular, hastanede pansuman yapıyorlar. Eve geleceğim,” demişti. Çünkü son yıllarımızı mutlu geçirmemizi istiyordu. Bacaklarını da alıştıra alıştıra söylemek istemişti.

Birkaç yıl… Onunla yaşlanmayı isterken, sadece birkaç yıl mı…

Ağlamadım. Dik durarak, odaya geri döndüm. Boğazım düğüm düğüm oldu ama ona belli etmedim. Sıkıca sarıldım ve onu son kez öpüyormuşçasına öptüm.

Ve gözlerimi açtım. Kalbim, beyaz tavana değercesine atıyordu. Yavaşça doğruldum ve yatakta yalnız olduğumu gördüm. Serhan’ın yastığında, onun pijamasıyla uyumuştum. Burda değildi. Hiç gelmemişti. Kaza da yapmamıştı. Ah, yaşıyordu! Yaşayacaktı.

Telefonuma uzanıp saate baktım, sabah olmak üzereydi. Mesajları açtım. “Dikkat et, seni seviyorum,” yazıp Serhan’a gönderdim.

Birkaç saat sonra mesaj sesi geldi. “Ediyorum aşkım. İşteyim, merak etme. Seni çok seviyorum.”

Serhan, beni yanına alabilmek için gece işinde çalışıyordu. Maaşı, gündüzden daha iyiydi ve eşini yanına alabilmesi için belli bir maaşın üstünde kazanması gerekiyordu.

Ona kolay gelsin yazıp, yataktan çıktım.

Küçüklüğümden beri zaman zaman bazı şeyler görürüm. Bazen rüyamda, bazen uyanıkken. Ben onlara öngörü diyorum. Kimileri altıncı hissimin güçlü olduğunu söyler.

Zamanında gördüklerim hayatımın yönünü kurnazca değiştirdi. Uyanıkken gördüklerim, çekilmez bir baş ağrısıyla gelir gözlerime. O ağrı bazen saatlerce, bazen de günlerce geçmez.

En çok acı veren, birinin öleceğini gördüğüm öngörülerdir. Sevdiğiniz insanın ne zaman öleceğini bildiğinizde inanın, yaşamak sadece külfet oluyor. Üstelik bildiğiniz halde elinizden birşey gelmeyince… O an yaşadığınız çaresizlik, başka bir duyguyla kıyaslanamaz.

Hayatımı değişteren öngörülerden birini anlattığımda daha iyi anlayacaksınız.

Serhan’dan önce, yaşadığım uzun soluklu bir ilişkim vardı. Evlenecektik. Çok seviyorduk birbirimizi. Üstelik ilişkimizden önce de uzun yıllara dayanan samimi bir dostluğumuz vardı. Biz birbirimizin her şeyiydik aslında.
Bir gece, en yakın arkadaşımla otururken birden başıma yine o korkunç ağrılardan biri girdi. Gözlerim karardı, hiçbir şey göremedim. Derken birden sevgilimin ayakta duramadığı bir görüntüsü belirdi önümde. Yanında çocukluk arkadaşı vardı. Zil zurna sarhoştu ikisi de. Birlikte bir otele girdiler. Otel odasının kapısı gürültüyle kapandığında nefessiz kaldım. Yaklaşık 8 saniye nefes alamadım. Görüntü kayboldu ve gözlerimi açtığımda arkadaşımın telaşla başımda çırğındığını gördüm.
Kendime geldiğimde baş ağrım geçmedi. Telefonu elime alıp hemen sevgilimi aradım. Fakat açmıyordu. Çünkü o otel odasında beni aldatmakla meşguldü.

O günkü baş ağrım günlerce geçmedi ve biz birkaç gün içinde ayrıldık. Başlarda inkar etti, aramalarımı duymadığını söyledi ama sonunda itiraf etti. Arkadaşının onu çok içirip tuzağa düşürdüğünü söyleyip, yalvardı. Onu bırakmamam için günlerce mücadele etti. Ama ben af edici değilim. Af etmedim. Ve hayatıma Serhan girene kadar da hiçbir erkeğe güvenmedim.

Öngörülerim rüya olarak belirdiğinde ise uyandığımda anlık bir şok yaşıyorum. Sonra da kendimi yiyip bitiriyorum. Gecenin ordasında uyanıyorsam da sabaha kadar oturuyorum. Çünkü tekrar uyursam fazlasını görüyorum…