İyi insanlardık aslında. Kendimizden başkalarını düşünebilen, evsizlere yemek verebilen, yaşlılarla ilgilenebilen ve kimsesiz çocuklara ablalık yapabilen çok iyi insanlardık.

Sonra ne mi oldu? Kafamıza silah dayayıp, bizi kötü olmaya zorladılar. Aslında susmaya dünden razıydık. Tek istediğimiz hayatlarımızdı. İşte o an içimizdeki iyiliği yitirmiştik.

Aslında biz ‘susarak’ 2011 yılında ölmüştük.

Biz kimmiydik?

Birlikte büyümüş iki yakın dost. Eylül ve Mehtap.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Mehtap’la 2009 yılında bir çocuk esirgeme kurumuna kaydımızı yaptırmıştık. İkimizinde kardeşi yoktu. Abla olma hevesinde iki ergenden ibarettik. On beş yaşında, kendini büyük sanan iki çocuktuk. Ama öyle iyi ve kararlıydık ki, müdür yardımcısı gönüllü abla olmamıza izin vermişti.

İşte Şule’yle yollarımız böyle kesişti. Yurttan içeri adımımı attım ve onu gördüm. Onun gönüllü ablası oldum.

Her hafta sonunu Şule’yle geçiriyordum. Bazı zamanlar Mehtap gelemiyordu. Ama ben bir kez bile aksatmadım.

Bir gün Ufuk’a ondan bahsederken, günü geldiğinde Şule’yi evlat edinmek istediğimi anlattım. Şule o zamanlar 6 yaşındaydı. Sanki ondan çok büyükmüşüm gibi hayal kurup duruyordum.

Ee, 15 yaş ergenliğin, kendini büyük sanmanın zirvesi.

Her şey çok güzeldi. Gerçekler de hayaller de. Ta ki bir yılın sonunda Şule ortadan kaybolana dek.

Her cumartesi yaptığım gibi yurda gitmiş ve bu kez kapıda Müdür tarafından karşılanmıştım. Şule’nin artık yurtta olmadığını ve beni de 18 yaşından küçük olduğum için içeri alamayacağını söyledi. Ona Şule’nin nerede olduğunu sorduğumda bilgi veremeyeceğini dile getirdi. Kibar olduğunu sanan kaba bir üslupla, tabiri caizse beni kovmuştu.

Bir müddet yurda uğramadım. Kendimi unutturmak ve sonra tekrar içeri girmek için… Fakat işe yaramadı. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin o yurttan içeri adımımı bir daha atamadım.

Şule’ye ne olmuştu, neredeydi hiç bilmiyordum.

~~~~~~~~~~~~~~~~

Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün Mehtap’la nasıl olduğunu anlamadığımız bir dizi olayların içine düşüverdik.

Her şey tesadüf gibi görünen, zincirleme bir planın parçasıydı. Fakat bunu o zamanlar bilmiyorduk. Başımıza gelenlerin tesadüf olmadığını ilk anladığımda çok geç kalmıştım. Tercih hakkım yoktu. Ya içimin iyiliğini ya da canımı ölüme verecektim. Yaşama devam etmem için bedel ödemem gerekiyordu.

Her şey Mehtap’ın Said adında birine aşık olmasıyla başladı. Bana “aşk tesadüfleri sever,” masalını atlatırken bir yandan da bizi belanın içine sürüklüyordu.

Yeni sevgilisi Said’le kafa kafaya vermişler ve beni Said’in en yakın arkadaşı Harun’la tanıştırma kararı almışlar. Bana sormadan… Buluşmaya gittiğimden habersiz Mehtap’ın, “sana bir sürprizin var” dediği yere doğru yürüdüm.

Yolun sonu içeride hiç kadın olmayan, puslu bir cafeye çıktığında durup itiraz ettim. Ama çok geç kalmıştım. Kurbanlık koyun gibi içeri girdim. Said ve Harun’la tanıştım, daha doğrusu tanıştırılmaya zorlandım.

Harun oraya zorla geldiğimi, oturmak istemediğimi anlayınca, bir beyefendi edasıyla kalktı ve beni yolcu etti. Ama Said, Mehtap’ı bir türlü bırakmaya razı olmadı. Benim de onsuz gitmeye niyetim yoktu. Nihayetinde Harun devreye girip ikimizi de içeriden çıkarttı.

İtiraf ediyorum, onun bu davranıştan çok etkilenmiştim. Üstelik tahmin edemeyeceğim kadar yakışıklıydı. Ama yine de ne ona yüz vermiş, ne de geri adım atmıştım.

Birkaç gün sonra Harun, Mehtap’la haber yollattı. Benden çok etkilendiğini ve benim seçtiğim bir mekanda buluşmak istediğini… Tabii yanımızda Mehtap ve Said olarak. Çünkü o, ciddi bir ilişki yaşamıyorsa bir kadınla baş başa kalmadığını iddia eden biriydi.

Buluşmayı istemedim fakat Mehtap bıktırana kadar ısrar edince pes ettim.

Sonrasında günler çok hızlı aktı. Bir iki derken biz artık dördümüz takılır olduk. Harun’la aramızda ciddi bir şey yoktu. O beni sevdiğini söylemiş, ben aramızdaki 8 yaşı bahane ederek geri çekilmiştim. Her seferinde beni etkilemeye çalışıyordu. Ondan hoşlanmıyor değildim ama beni iten anlamadığım bir his yüzünden geride duruyordum. Harun ve Said de karanlık bir şeyin olduğunu seziyordum.

Hislerimin haklı çıkması uzun sürmedi.

İki hafta sonra gecenin bir yarısı Mehtap evden kaçtı. Said’e kaçtığını, onunla evleneceğini yazdığı bir kısa mesaj göndermiş ve telefonunu kapatmıştı.

Deliye dönmüştüm.

Hislerim Harun’u aramamı söyledi. Ben de öyle yaptım. Uzun süre telefonu açmadı. Geceleri çalışıp gündüzleri uyuduğunu söylüyordu.

Nihayetinde ona ulaştığımda Harun cümleleri toparlayamacak kadar sarhoştu ve Said’in zaten Mehtap’ın yanında olduğunu söyledi. Bunun üstüne ondan bir iyilik istedim, “Said’e söyler misin, onu benim yanıma getirsin,” dedim. Kabul ederek telefonu kapattı.

Aradan bir saat, iki saat geçti Mehtap gelmedi. Ben de durmaksızın Harun’u aradım.

Nihayetinde Mehtap bizim eve, benim yanıma geldiğinde tüm hayatımız değişmişti…