In: Günce
17 Tem 2009
Haftasonu eşimin ısrarlarıyla Ağva’ya gitmeye karar verdik. Açıkçası havanın çok sıcak olması ve yolun da uzun olmasından dolayı o ısrar etmese gidilecek gibi değildi.
Ancak yolda bütün düşüncelerim değişti. Köprüyü geçip Şile yoluna saptığımızda yeşillikler içindeki güzel bir yoldan ilerlemeye başladık. Eşimin google map’ten çıktısını aldığı haritaya göre Şile’den sonra Ağva’ya sahilden gitmek gerekiyordu. Ama biz sahil yolundan değil iç yoldan gitmeye başlamıştık. Dönüşte anladık ki sahil yolu değil diğer yol kullanılmalı. Çünkü sahil yolu denilen yerde sahili çok az görüyorsunuz ve yol çok dar. Ayrıca yolun bazı bölümlerinde yol çalışması vardı. O yüzden Ağva’ya giderken sahil yolunu değil diğer ormanlık yolu tercih etmekte fayda var.
Ağva’ya vardığımızda küçük şirin bir kasaba bizi karşıladı. Yolda karnımız epeyce acıktığından hemen yemek yiyecek bir yer aradık. Açık havada yemektense klimalı bir yere girelim dedik. Lahmacun yemekte karar kıldık. Yemeğimizi yedikten sonra sahile doğru şöyle bir uzandık. Ana-baba günü tabiri sanki o gün o sahil için söylenmişti. O kadar kalabalıktı yani.
Sahilde biraz oyalandıktan sonra Ağva’nın içini dolaşmaya karar verdik. Daha önce oraya gitmiş olan eşimin kuzeni de bizimleydi. Güzel bir nehir üzerinde deniz bisikletleri nin kiralandığını söyledi. Biz de çok oyalanmadan o güzel nehri bulmaya koyulduk. Nehir üzerinde deniz bisikleti kiralamak için Ağva’dan çıkar gibi yapıyorsunuz o yol üzerinde bir çok kiralık bisikletçi var.
Biz de yol üzerinde gördüğümüz kiralık deniz bisikleti tabelalarının olduğu yöne park ettik.
Bir yanı nehre bakan şirin bir evin bahçesine girdik. Bahçeden nehre bakıyordu. Orayı bir çiftin işlettiğini öğrendik. Evleri sandığımız yerin de aslında bir pansiyon olduğunu da. Yaz kış burada mı kalıyorsunuz dite sordum. Kışın İstanbul’daki evlerine geçtiklerini ama genelde orada kaldıklarını öğrendim.
Biz 4 kişi olaraktan saati 20 tl’den 1 tane deniz bisikleti kiraladık. O anda keyif başladı. Eşim ve kuzeni geçti pedal başına ben ve kardeşim arka koltukta nehir manzarasını seyrede seyrede gitmeye başladık. O keyifliydi ki anlatamam. Bir ara eşim pedalı kardeşime bırakıp yanıma oturdu ayaklarını suya soktu. Ben biraz tırstım açıkçası. Sadece nehri seyretmek ve nehrin etrafındaki güzel evleri fotoğraflamak bile çok güzeldi. Bir ara ben de pedal başına geçtim, ama normal bisikletten farklıydı elbette, boşa kürek çeker gibiydi, ne kadar hızlı çevirsen de o kadar hızlı gitmediğini görüyorsun. En güzeli arkada oturup behrin etrafındaki evleri seyretmek. Çok güzeller. Orada oturup bahçede domates yetiştiresi geliyor insanın. Nehir bir yanda, yeşillikler bir yanda. Burasının İstanbul’un yanıbaşında bir yer olduğunu düşünmek oldukça zor.
İstanbul’un sıcağından, keşmekesşinden, kalabalığından bunalanlar yanıbaşındaki Ağva’yı mutlaka ziyaret etsinler. Hatta haftasonu kalıp bu keyfi uzun tutsunlar..
Gezmeyi, yemek yapmayı, yeni şeyler keşfetmeyi en önemlisi de kadınlık sanatını öğrenmeye çalışan bir bayanın blogu olduğu için Kadın Sanat.
Bana ulaşmak için
mail adresim:
2 Yorum to İstanbul’un yanıbaşındaki güzellik “Ağva”
şafak
Temmuz 21st, 2009 at 08:46
çok gzl biyer hic duymamaıştım inşallah bi gun bizde gıderız
www.agvaotelleri.org
Nisan 6th, 2010 at 13:23
Ağva’yı bu kadar güzel tanıttığınız için teşekkür ederiz.
Ağva otelciler derneği